Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 2021 yılı; ‘İstiklal Marşı Yılı’ olarak ilan edildi. Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’a, İstiklal Marşını yazdıran ruh, milli ve manevi değerlerimizden beslenen bağımsızlık karakteri üzerine kurulmuştur. Devletimizin kuruluş ve yeniden diriliş dönemini anlatan İstiklal Marşını her dönemde gündemde tutmalı ve çok iyi anlamalıyız. Koordinatörlüğünü yaptığım Alanya İstiklal Marşı Okuma Yarışması ile tüm çocuklarımızın, gençlerimizin gündemine girmeye çalıştık. Bugün jüri değerlendirmesini yaptık. Yarışmamıza destek olan ve hepsi de milli duyarlılığa sahip, Alanya Belediyesi, Alanya MÜSİAD, Alanya Gazeteciler Cemiyeti, Alanya Türk Kızılay ve Antalya Yeşilay gibi değerli kurumların katılımı ile Nisan ayının başlarında tüm çocuklarımızı ödüllendireceğiz. Yakın tarihte Çanakkale Zaferimizin yıl dönümünü de geride bıraktık. İstiklal Marşını yazdıran ruhu besleyen önemli değerlerden birisi Çanakkale’dir. Çanakkale’de, Azerbaycan’dan, Kafkaslardan, Karadeniz’den, Balkanlardan, Doğu Anadolu’dan, İç Anadolu’dan, Akdeniz’den, Ege’den, Güneydoğu Anadolu’dan, Marmara’dan, Afrika’dan, Arap Yarımadasından ve Dünyanın dört bir köşesinden 253 bin şehidimiz var. Çanakkale Zaferi bu sebeple birliğimizin tapusu hükmündedir. Çanakkale Harbi sırasında, devletimiz bütün imkanlarını seferber edip, gazeteci, edebiyatçı, şair ve yazarları savaşın yapıldığı cephelere götürüp savaşı anlatan eserler yazmalarını istemiştir. Oysa Çanakkale hakkında en güzel eseri yazan, savaşı hiç göremeyen Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’dur. ‘Çanakkale Şehitlerine’ şiirini okuduğunuzda, kendinize; ‘bir insan savaşı görmeden bu kadar güzel anlatabilir mi?’ diye sormadan edemiyorsunuz. Sorunun cevabı; ‘mesafeler gönül gözü ile görmeye engel değildir’. Savaş olduğu sıralarda, Mehmet Akif, Teşkilatı Mahsusa bünyesinde, Afrika Çöllerinde vatan topraklarının işgaline karşı halk direnişini teşkilatlandırmaktadır. Ama gönlü ve kalbi Çanakkale’dedir. Bu sebeple savaşı hiç görmeden, gözüyle görenlerden iyi anlatmıştır.
Bu vesileyle, müsaadeniz olursa Milli Birlik ruhumuzu desteklemek için ailemizin Kurtuluş Savaşı hatıraları ile yazımı noktalamak istiyorum. Ağabeyim Mahmut Adil Savaş’tan; Dedemin dedesi Mahmut Bey, Gerger’den Urfa’ya, Beykapısı’na gelip yerleşmiş. Ailece bahçecilik yapıyorlarmış. Birinci Dünya savaşı çıkınca bir oğlu Halil Çavuş’u, Gazze Cephesine, bir oğlu Yusuf’u, Yemen cephesine, diğeri Mehmet’i de Çanakkale cephesine göndermişler. Yusuf ve Halil gazi olup dönmüşler. Mehmet Çanakkale’de diğer Mehmetler, Ahmetler gibi şehit olmuştur. Daha sonra Kurtuluş Savaşında, Akaba-Şebeke’de Halil Çavuş işgalci düşman askerlerinin imha hareketine katılmıştır. Hanımı Zeliha ninemiz nakletmiştir. 11 Nisan 1920 sabahı dedemiz eve geldiğinde eli ve üstü başı kan içindedir. Ninemiz yaralı olduğunu sanmış sonra kanın işgalci düşmanın kanı olduğunu anlamıştır. Halil Dedemiz Gazze’den sonra, Urfa, Maraş ve Antep kurtuluşlarında savaşmıştır. Soyadı Kanunu çıkınca da bize Savaş soyadı verilmiştir. Gazze Gazisi Halil Çavuş hem rahmetli annemin hem de babamın dedesi, Yemen Gazisi Hacı Yusuf da annemin anne tarafından dedesidir. Büyük ninemizin babası İsmail Çavuş ise Plevne Müdafaasında, Gazi Osman Paşa’nın maiyet çavuşluğunu yapmış ve birlikte destan yazdığı Kumandanıyla esareti ve dönüşü de birlikte yaşamıştır. Kuşaklar boyu askerlik ve şehitlik geleneğimiz devam etmiştir. Ailemizin son şehidini yakın tarihte Afrin’deki sınır ötesi operasyonda verdik. Anadolu’daki her aile bizim gibidir. Onun için biz bu toprakları çok seviyoruz. Sultan Abdülhamid Han’ın dediği gibi ‘aldığımız fiyata satarız’. Pahası candır ve kandır. Allah şehitlerimize gazilerimize rahmet eylesin. Bize ve evlatlarımıza onlara layık bir hayat yaşamayı, Cennette onlarla buluşmayı nasip etsin. Son olarak, tamamı gönüllü olarak Çanakkale Harbine katılıp, orada can veren tıbbiyeli öğrencileri de rahmetle analım. Bu toprakları kimlere borçlu olduğumuzu unutmayalım. Sağlıkla kalın. Saygılarımla.