Kutlu Peygamber buyuruyor ki;
"Hiç şüphe yok ki Allah... "Çok izzet sahibi olan, çok celâl sahibi olan, sonsuz izzet ve celal sâhibi olan, aziz ve celil olan Allah "Merhametlidir."
Acıyan, merhamet edendir; rahmeti, merhameti çok olandır. O kadar çoktur ki merhametlilerin en merhametlisidir. Dünyadaki bütün merhametleri toplasak, rahmetinin %1'i kadardır. %99'u âhirete saklanmıştır. Kullarını sever, kullarına acır, merhamet eder.
"Hayâ sahibidir."
"Cenâb-ı Hak hayâ eder, utanır." mânasına oluyor.
Kerîmun. "Kerem sahibidir."
Cömerttir, güzel bağışlarda, davranışlarda bulunucudur. Hatta Ekremü'l-ekremîn'dir...
"Kulundan istihyâ eder, hayâ eder, utanır." Peygamberimiz böyle diyor: "Allah kulundan utanır."
"O kulu Rabbine, Allah'a iki elini kaldırmış, ellerini açmış dua ediyor da. "Allah da o dua eden kulunun açmış olduğu avuçlarına hiçbir hayır koymuyor."
Allah böyle yapmaktan utanır.
Dua için açılmış olan -kulunun- iki elini, içine hiçbir hayır koymadan boş çevirmez, boş çevirmeye hayâ eder. Allah kereminden, lütfundan, merhametinden dolayı kulu boş çevirmez; elini boş döndürmez, avucunu boş bırakmaz. Mutlaka dua edene lütfeder, bir şeyler ihsan eder.
Nasıl bir şeyler ihsan eder?
Allah kulun istediğini bazen böyle aynen veriyor. "Şu evi istiyorum!"; o evi veriyor. Bazen daha hayırlısını verir, istediğinden âlâsını verir. Bazen de en güzel mükâfat olarak âhirette ona çok büyük sevaplar verir. Ama elini boş döndürmez, eline mutlaka bir şeyler koyar, avucu boş dönmez.
Çünkü Peygamberimiz,” Hiç şüphe yok ki Rahîm'dir, Hayy'dir, Kerîm'dir." diyor. Yani üç sıfatını beyan ediyor.
Birisi; Hakk'ın kullarına şefkatli, merhametli olması.
İkincisi; Hakk'ın utanması, hayâ etmesi.
Üçüncüsü de; cömertlik, kerem sahibi olması. Allah kulu istediği halde onu vermemekten utanıyor.
Hak âlemlerin Rabbi'dir, her şey O'nundur, biz de O'nun kullarıyız. Bütün bu sıfatlar bize Hakk'ın lütfunu, keremini anlatmak için kullanılmış sıfatlardır. Hakk'ın zât-ı şerîfini ve esmâ-i hüsnâsını ve onların hakikatini anlamak beşer için imkânsızdır. Çünkü;
Allah gibi, insanların tanıdığı, etrafındaki, çevresindeki varlıklardan hiçbir şey yoktur ki 'şuna benziyor' denilsin. Her sıfatı rubûbiyyetinin şânına uygun şekilde eşsizdir, emsalsizdir, yegânedir, tektir; bizim bildiğimiz sıfatlardan çok daha yüce, çok daha farklı, bizim idrakimizin çok çok daha üstündedir.
Eğer O’na benzeyen olsaydı zaten Rab olmazdı...
Ama Peygamber Efendimiz'in bu güzel anlatımından biliyoruz ki Rabbimiz kullarına merhamet ediyor.
Hatta bir defasında esirlerden bir kadın öbür kafilede kalmış olan çocuğunun yanına koştu gitti, hemen onu yakaladı, bağrına bastı. Bunlar harpte esir alınmış ganimet, esirler. Peygamberimiz de sahabeyle beraber, o kadının bu kafileden koşup öbür kafileye gidip oradaki çocuğunu bulup bağrına basıp kucaklamasını seyretti. Sonra ashâbına sordu:
"Ey ashâbım, ne dersiniz? Bu şefkatli anne, şu çocuğunu bağrına sımsıkı basan kadıncağız bu çocuğunu kendi elleriyle ateşe atar mı?"
"Atmaz yâ Resûlallah! Bak ne kadar anne şefkati cûşa geldi; nasıl çocuğunu kucakladı, nasıl bağrına basıyor... Ne kadar sevgi, ne kadar candan bir şefkat... Yapmaz, çocuğunu bu ateşe atmaz, kesinlikle atmaz!" dediler.
"İşte Allah, bu kadıncağızın bu evlâdına olan sevgisinden, şefkatinden, muhabbetinden kat kat daha fazla, çok çok daha fazla kullarına şefkatlidir, merhametlidir."
Demek ki Allah kullarına lütfetmiş, rahmetmiş, peygamberler göndermiş, kitaplar indirmiş, cennete girmelerine sebep olacak yolları, amelleri, işleri, faaliyetleri, halleri, huyları bir bir kullarına öğretmiş, cennete girsinler diye...
Peki insanoğlu neden ısrar edipte hem bu dünyasını hem ahiretini mahvediyor?
Nefs ve şeytan binlerce yıldır insanları aldatıyor da ondan...
Şeytanı az çok herkes bilir de nefsi bilen toplumumuzda maalesef çok az. Ego denilen benlik şeytanı bile Allah’a isyan etmek için yoldan çıkaran sahte tanrılardan biri...
Nefsini hizaya çekmeyip gemiyi azıya alanların vay haline, bazen insan iyi işler yapıyorum zanneder de nefsinin atına binip gider ki ne acı bir durumdur.
Nitekim Hacı Bektaşi Veli “Nefsini yenen değil bilen gelsin” demiştir.
Muhabbetle...