Bir sabah uyandığınızda kolunuzda ya da bacağınızda nereden geldiğini hatırlayamadığınız bir morluk fark ettiniz mi? Ya da dişlerinizi fırçalarken sık sık diş eti kanaması yaşıyor, bacaklarınızdaki varislerin giderek arttığını düşünüyor musunuz? Çoğu zaman bu belirtileri önemsemeyiz. Oysa vücudumuz bazen sessizce bize önemli mesajlar vermeye çalışır. Bu noktada karşımıza yıllardır unutulmuş gibi görünen ilginç bir kavram çıkıyor: P vitamini. Aslında P vitamini, modern tıp açısından gerçek bir vitamin değildir. 1930'lu yıllarda bilim insanları turunçgillerde bulunan bazı doğal bileşiklerin kılcal damarları güçlendirdiğini keşfetmiş ve bu maddeleri P vitamini olarak adlandırmıştır. Günümüzde ise bu bileşikleri flavonoidler veya bioflavonoidler olarak biliyoruz.
Flavonoidler; meyve ve sebzelere canlı renklerini veren, aynı zamanda güçlü antioksidan özelliklere sahip bitkisel bileşiklerdir. Mor yaban mersininden kırmızı soğana, yeşil çaydan portakala kadar pek çok besinin sağlık üzerindeki olumlu etkilerinde önemli rol oynarlar. Yetersiz flavonoidalımı durumunda ciltte kolay morarma, diş eti ve burun kanamaları, ödem, halsizlik, varis ve hemoroid gibi damar sağlığıyla ilişkili bazı sorunlar daha sık görülebilir. Ayrıca flavonoidler, hücrelerimize zarar veren serbest radikallerle mücadele ederek yaşlanma sürecinin yavaşlatılmasına ve genel sağlığın korunmasına katkı sağlar.
Flavonoidlerin bir diğer önemli özelliği ise C vitamini ile birlikte çalışmalarıdır. C vitamininin vücutta daha etkin kullanılmasına yardımcı olur, bağışıklık sistemini destekler ve damar bütünlüğünün korunmasına katkı sağlarlar. Neyse ki bu değerli bileşikleri almak için pahalı takviyelere ihtiyaç yoktur. Dengeli ve çeşitli bir beslenme programı çoğu zaman yeterlidir. Portakal, mandalina, limon ve greyfurt gibi turunçgiller flavonoidlerden oldukça zengindir. Özellikle meyvenin kabuğunun hemen altındaki beyaz lifli kısımlar önemli miktarda flavonoid içerir. Ayrıca yaban mersini, böğürtlen, ahududu, çilek, kiraz, siyah üzüm ve kızılcık gibi kırmızı ve mor renkli meyveler de iyi kaynaklardır. Kırmızı soğan, sarımsak, brokoli, ıspanak, kıvırcık lahana ve renkli biberler de sofralarda daha fazla yer alması gereken besinler arasındadır.
Sağlığımız için belki de en basit öneri şudur: Tabağınızı renklendirin. Farklı renklerde sebze ve meyve tüketmek, vücudun ihtiyaç duyduğu çok sayıda faydalı flavonoidi doğal yollarla almasını sağlar.
Ancak unutulmamalıdır ki kolay morarma, diş eti kanaması, sık burun kanaması veya varis gibi şikâyetler her zaman flavonoid eksikliğine bağlı değildir. Bu belirtiler; C vitamini eksikliği, kan hastalıkları, pıhtılaşma bozuklukları, kullanılan ilaçlar veya başka önemli sağlık sorunlarının da belirtisi olabilir. Bu nedenle şikâyetleriniz sık tekrarlıyorsa veya belirgin şekilde artıyorsa mutlaka bir hekime başvurmalı ve gerekli tıbbi değerlendirmeleri yaptırmalısınız. Sağlıklı yaşamın sırrı çoğu zaman ilaç dolabında değil, mutfağımızdaki rengârenk sebze ve meyvelerde saklıdır. Ancak vücudumuzun verdiği uyarı sinyallerini de göz ardı etmemek gerekir.