Bir evliliğin başlangıcında kelimeler birbiri ile dans eder.
İki insan birbirini dinler, anlar, hatta cümle tamamlamadan bile ne hissettiğini sezebilir.
Fakat zaman geçtikçe, kelimeler yavaş yavaş susar. Göz göze gelmeler azalır, cümleler kısalır, sohbetler yerini sessiz sofralara bırakır.
Ve bir gün fark edilir ki, en çok konuşması gereken iki insan, birbirine en uzak iki yabancıya dönüşmüştür. Sonrası mı kopuşlar ve kopukluklar…
Evlilikte iletişim kopukluğu, çoğu zaman bir anda oluşmaz; yavaş yavaş örülen bir duvardır.
Önce küçük sessizlikler başlar:
“Yorgunum, şimdi konuşmayalım.”
“Zaten anlamıyorsun.”
“Ne desem boş.”
Bu küçük suskunluklar birikir, birikir ve sonunda ilişkiyi taşıyan bağ zayıflar.
Oysa sessizlik, dışarıdan huzurlu görünse de içten içe bir çığlık gibidir.
Peki neden konuşamıyoruz? Ya da neden konuşurken anlaşılmıyoruz?
Birçok çift için asıl sorun, ne konuşulacağı değil, nasıl konuşulacağıdır.
Eşler bazen duyulmadığını hisseder, bazen de anlaşılmamaktan korkar.
“Yanlış anlaşılmamak için susmak” en tehlikeli savunmalardan biridir.
Çünkü iletişim eksikliği, zamanla duygusal uzaklığa, ardından da bağ kopukluğuna dönüşür.
Toplumda yaygın bir yanılgı vardır:
“Kavga etmiyorsak sorun yoktur.”
Oysa kavgasız evlilik, bazen sessiz bir kopuşun göstergesidir.
Kırgınlıklar dile gelmediğinde büyür; duygular bastırıldıkça sevgiyi gölgeler.
Konuşulmayan her şey, bir sonraki sessizliği doğurur.
Evlilikte en tehlikeli cümle “Artık konuşacak bir şeyimiz kalmadı.” değildir.
Asıl tehlike, biri hâlâ anlatmak isterken, diğerinin duymaktan vazgeçtiği andır.
Çünkü sevgi sessizlikte değil, anlaşılma çabasında yaşar. Ve bazen anlaşılamamak her şeyin bittiği noktadır.

Eğer eşimizi anlamak istiyorsak önce kendimize anlaşılır şekilde davranmamız gerekir. Kendimizin farkında olmalı ve bazen eşimizin de kırılabileceğini, duyguları olduğunu göz ardı etmemeliyiz.
Aksi takdirde anlaşılamadığını düşünen kişi de zamanla öfke başlar. İfade edemediği, anlaşılamadığı duygularını öfke ile anlatmaya çalışır. Artık kendini iletişime kapatmış sadece karşı tarafa savunma ile yaklaşır maalesef. Bu kopukluk zamanla yerini suçlamalara bırakır ve haklı haksız kavgası başlar. Onun yerine gerçekten öfkenizin altında yatan sebebi konuşmalı ve suçlayıcı aramadan sorunu çözebilmektir önemli olan.
Peki ne yapmalıyız?
İletişim yeniden kurulabilir, ama bunun yolu “haklı çıkmaktan” değil “anlamaktan” geçer.
Eşler birbirini değiştirmeye değil, anlamaya niyet ettiğinde diyalog yeniden canlanır.
Dinlemek, cevap vermek için değil; duyguyu duymak içindir.
Bazen bir cümleyle değil, bir bakışla bile yeniden bağ kurulabilir.
“Ben buradayım, seni dinliyorum.” diyebilmek, birçok evliliği yeniden onarabilir. Ancak her şey denenip işin içinden çıkılamıyorsa bir uzmandan yardım almak ilişkinin bittiğini değil, önemsendiğini gösterir.