"Ben onun için her şeyi yaptım."

Danışmanlık odasında belki de en sık duyduğum cümlelerden biri budur. Bu cümlenin ardından çoğu zaman sessizlik gelir. O sessizliğin içinde ise yıllarca görülmemiş emekler, ertelenmiş hayaller, söylenememiş kırgınlıklar ve yavaş yavaş kaybolan bir benlik vardır.

Toplum olarak fedakârlığı hep kutsadık. Çocuklarımıza "Önce karşındakini düşün.", "İdare et.", "Yuvanı koru.", "Sen alttan al." dedik. Elbette bir ilişki paylaşmayı, anlayışı ve gerektiğinde fedakârlık yapabilmeyi gerektirir. Ancak çoğu zaman önemli bir ayrımı gözden kaçırdık: Fedakârlık ile kendinden vazgeçmek aynı şey değildir.

İlişkiler küçük seçimlerle şekillenir. Bazen sevdiğimiz insan mutlu olsun diye kendi isteğimizden vazgeçeriz. Bu son derece doğaldır. Fakat bu vazgeçiş tek taraflı ve sürekli hâle geldiğinde, sevginin dili olmaktan çıkar; sessiz bir tükenmişliğe dönüşür.

İnsan bir gün aynaya baktığında, "Ben en son ne zaman kendim için bir şey istedim?" diye sormaya başlar.

Ne yazık ki birçok ilişki büyük kavgalarla değil, küçük vazgeçişlerin yıllar içinde birikmesiyle yıpranır.

Bir kadın yıllarca "Sorun çıkmasın." diye susar. Bir adam "Ailem üzülmesin." diye duygularını içine atar. Biri kendi arkadaşlarından uzaklaşır, diğeri hayallerini erteler. Zamanla herkes ilişkiyi koruduğunu düşünür. Oysa farkında olmadan ilişkiyi değil, kendi içindeki yaşam sevincini tüketmeye başlar.

Fedakârlık, karşılıklı olduğunda bağı güçlendirir. Ama tek taraflı olduğunda görünmeyen bir yük hâline gelir. Çünkü insan yaptığı iyiliğin hesabını tutmasa bile görülmek ister. Değer verilmesini ister. "Benim de ihtiyaçlarım var." diyebilmek ister.

İşte görülmeyen emekler zamanla kırgınlığa dönüşür. Kırgınlık konuşulmadığında mesafeye, mesafe ise yabancılaşmaya dönüşür.

Birçok çift, "Artık eskisi gibi değiliz." dediğinde aslında anlatmaya çalıştıkları tam da budur. Ortada tek bir büyük olay yoktur. Sadece yıllardır konuşulmayan küçük kırgınlıklar vardır.

Sağlıklı ilişkilerde fedakârlık vardır; ama kendini feda etmek yoktur.

Çünkü sevgi, bir insanın kimliğini silmesini istemez. Tam tersine, onun olduğu kişi olarak gelişmesini destekler. Gerçek sevgi, "Ben seni seviyorum, bu yüzden sen kendin olabilirsin." diyebilmektir.

Bazen "Hayır." demek de sevgidir.

Bazen sınır koymak da ilişkiyi korur.

Bazen "Bugün biraz da beni dinler misin?" diyebilmek, yıllarca susmaktan çok daha iyileştiricidir.

Unutmamamız gereken bir gerçek daha var: Çocuklar bizi sadece izler. Sürekli kendinden vazgeçen bir anne ya da baba gören çocuk, sevmenin kendini yok saymak olduğunu öğrenebilir. Oysa sevgi; hem karşı tarafı önemsemek hem de kendine saygı duymaktır.

İlişkilerde asıl soru "Ben onun için nelerden vazgeçtim?" olmamalıdır.

Asıl soru şudur:

"Biz birbirimizin varlığını büyütebildik mi?"

Çünkü gerçek sevgi, bir tarafın sürekli eksilmesiyle değil, iki insanın birbirine güç vermesiyle büyür. Fedakârlık sevginin güzel bir ifadesidir; ama sevginin kendisi değildir. Sevgi; emektir, anlayıştır, adalettir, saygıdır ve en önemlisi dengeyi koruyabilmektir.

Belki de bugün kendimize şu soruyu sormanın tam zamanıdır:

Ben ilişkimi yaşatmaya çalışırken, kendimi ne kadar yaşatabiliyorum?

Çünkü bir ilişkiyi ayakta tutan şey, bir kişinin omuzlarında taşınan ağır fedakârlıklar değil; iki insanın birlikte yürümeyi seçmesidir.

Ve bazen bir ilişkiyi kurtaran şey, biraz daha fazla fedakârlık yapmak değil; birbirini gerçekten görebilmektir.