“Ben böyle büyüdüm.”
“Bizim evde duygular konuşulmazdı.”
“Babam da böyleydi.”
“Annem sevgisini hiç göstermezdi.”
“Çocukluğumdan beri böyleyim.”
Bugün ilişkilerde yaşadığımız pek çok sorunun açıklamasını geçmişimizde arıyoruz. Ve aslında bunda yanlış bir taraf da yok. Çünkü insan, içine doğduğu aileden yalnızca genlerini ya da soyadını almaz; sevmeyi, kızmayı, susmayı, yakınlaşmayı, uzaklaşmayı, tartışmayı, hatta bazen özür dilemeyi bile ilk olarak ailesinde öğrenir.
Kök ailemiz bizim ilk ilişki okulumuzdur.
Fakat burada önemli bir ayrım yapmamız gerekiyor: Bir davranışın nereden geldiğini anlamak başka, o davranışın sorumluluğunu sürekli geçmişe bırakmak başkadır.
Çocukluğunda sevgisini göstermeyen bir anneyle büyümüş olabilirsiniz. Bu nedenle bugün duygularınızı ifade etmekte zorlanıyor olabilirsiniz. Sürekli eleştirilen bir çocuk olmuşsanız, yetişkinlikte en küçük eleştiride savunmaya geçebilirsiniz. Evinde tartışmaların bağırarak çözüldüğünü görmüşseniz, siz de öfkelendiğinizde sesinizi yükseltiyor olabilirsiniz.
Bunların hepsi bugünkü davranışlarımızı açıklayabilir.
Ama her zaman haklı çıkarmaz.
Çünkü yetişkinlik biraz da bize öğretilenleri sorgulayabilme cesaretidir.
“Ben neden böyle davranıyorum?” sorusu çok kıymetlidir. Fakat bir süre sonra bunun yanına başka bir soru daha koymak gerekir:
“Peki ben bununla ilgili ne yapıyorum?”
İşte değişim tam olarak burada başlar.
Eşine sevgisini göstermeyen bir insanın “Bizim ailede de sevgi gösterilmezdi.” demesi geçmişi anlamamıza yardımcı olur. Fakat yıllarca eşinin duygusal ihtiyaçlarını görmezden gelmesini tek başına açıklamaya yetmez.
Öfkesini kontrol etmekte zorlanan birinin “Babam da çok öfkeliydi” demesi bize davranışın kökeni hakkında fikir verebilir. Ancak kırdığı insanların karşısında sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Çünkü bir noktadan sonra insanın önünde önemli bir seçim vardır:
Kendisine öğretileni tekrar etmek mi, öğrendiğinin farkına varıp başka türlü davranmayı öğrenmek mi?
Bazen ilişkilerde tehlikeli bir alışkanlık gelişiyor. Kişi kendisini anlamaya başladıkça, kendisini değiştirmek yerine kendisini mazur görmeye başlayabiliyor.
“Benim bağlanma şeklim böyle.”
“Çocukluğum yüzünden güvenemiyorum.”
“Bizim ailede herkes böyle.”
“Ben sevgimi gösteremem.”
Bu cümleler farkındalığın başlangıcı olabilir. Ancak değişimin son cümlesi olmamalıdır.
Çünkü psikolojik farkındalığın amacı insana mazeret üretmek değil, seçim alanını genişletmektir.
Kök ailemizi anlamak önemlidir. Hatta bazen bugün neden aynı ilişkisel döngüleri tekrar tekrar yaşadığımızı anlamanın yolu çocukluğumuza bakmaktan geçer. Fakat sürekli geçmişe bakarken bugünkü ilişkimizi ihmal ediyorsak, başka bir sorun başlar.
Artık karşımızdaki insan çocukluğumuzdaki annemiz ya da babamız değildir. Eşimiz, geçmişte alamadığımız bütün sevgiyi tamamlamak zorunda değildir.
Çocukken yaşayamadığımız güvenin bütün yükünü partnerimize bırakamayız. Geçmişte yaşadığımız hayal kırıklıklarının bedelini bugünkü ilişkimize ödetemeyiz.
Ve belki de en önemlisi, bize yapılan yanlışları fark etmeden başka insanlara tekrar etmemek bizim yetişkinlik sorumluluğumuzdur.