Hayatımıza renk veren kimliğimiz , ders verense tecrübelerimizdir. Bunların çoğu da acı tecrübelerdir . Mesela bir deyim var, insan yedisinde neyse yetmişinde de odur. Kimileri bunu kabul etmese de , gerçek tam da böyledir.

Bazı çocuklar var, karıncayı ezmemek için bin takla atar. Karda, yağmurda sokak hayvanları için endişelenir. Samimiyetlerini konuşmalarında değil davranışlarında sergiler. İşte o çocuklar doktor, mühendis olmadan önce insan olur. Biliyorum, insan olanın hayatı zorluklarla, meşaggatle doludur. Ama bir bina düşünün, temeli ve kolonları onu ayakta tutar. İşte dünya da o insanların sayesinde döner .

Acımasız çocuklar da var, üzülme duygusu sadece egodan olan.

Amaç kimseyi kırmak değil, eli kalem tutanlar yazmadan önce gözlemler. Bakmaz, görür. Konuşmaz, düşünür. Söyleyeceğim şu ki, insan ruhunun yaşı yoktur.

Esas konumuz ise kadın şiddeti. Zatın birisi karısının kapısına bomba düzeneği kurmuş. Memleketin için hayırlı bir icat yap desen, öylece avam gibi bakar kesin.

Taciz, tecavüz ve şiddet üçlüsü insanlığın yüz karası. Kadınlar şiddetin izini önce vücudunda taşır, daha sonra bir ömür boyunca ruhunda. Yaralı ruhuyla başkalarına merhem olmaya çalışır. Yüzüne gururla boyalı tebessüm mühürler. Çünkü savaş gazisidir aynı zamanda. Böylece toplum yaralı kuşların yaşadığı, asası kendinden olan bir cehenneme dönüşür. Mutsuzluk ülkesi, umutsuzluk krallığı kurar kendince. Umudu sakat, duyguları perişan kadınlar, evlat büyütmeye devam eder. Yuvadan bir sürü yaralı kuş göçer. Böylece yeni krallıklar kurulur. Şiddet zinciri kopmazsa nice yedi ve yetmişlerin hayatı korla kaplı cehennem olacak.

Demin, insan olacak dediklerimle büyük işler yapılır. Yeter ki onları bir kenara itmeyin. Diğer grup ise ciddi eğitime tabidir. Öncelikli dersimiz ise insanlık...