Yaz geldi mi hepimizin aklına yaylalar düşer. Sıcaktan bunalanlar, doğayla buluşmak için soluğu serin dağlarda, gölgelik çardaklarda alır. Ne var ki bu güzelim yaylalar, bazı “duyarsız insanlar” yüzünden çöplüğe dönüşüyor.
Geçtiğimiz hafta iki kez Taşatan yolunu kullanarak köyüme gittim. Her iki yolculukta da gözüm, çeşme başlarında, yol kenarlarında, yeşilliğin tam ortasında rastladığım çöplere takıldı. Pet şişe, poşetler, gıda paketi, bebek bezi, mangal atığı.. Ne ararsanız var. Hatta birisi başka bir davette içilen onlarca çorba kasesini bile getirip bırakmış.
Doğanın tam kalbine atılmış kurşun.
Ve ister istemez düşünüyor insan: “Bunu yapan gerçekten insan olabilir mi?” cevabı ne yazık ki belli.
Alanya Belediyesi’nin sorumluluk alanı dışında olmasına rağmen Temizlik İşleri Müdürü Adem Demir ve ekibi son yıllarda Taşatan Yolu’nda ciddi temizlik çalışması yaptı. Müdür Demir’in zaman zaman bu çalışmalara bizzat katıldığını da biliyorum. Temizleniyor ancak bir hafta sonra aynı yer yine pis. O halde temizlik değil, zihniyet değişimi gerekiyor.
Bir doğasever olarak bu sorunu her yaz yeniden görmek, anlatmak, yazmak artık yetmiyor. Çünkü hâlâ birileri, doğanın ortasında yemek yiyip arkasını dönüp giderken bıraktığı çöpü “sorun” olarak görmüyor.
Yaylalar nefes almak için, kirletmek için değil.
Birileri bize hep ihsanda bulunsun diye bekliyoruz ya… Oysa bugün doğaya bırakacağımız en büyük iyilik, sadece “insan olmak.”
Başka hiçbir ihsana gerek yok.
Bir pet şişe doğada 400 yıl kalabiliyor. Yani bugün atılan çöp, sadece bugünü değil; yarını, hatta torunlarımızın geleceğini kirletiyor. Bu bir çevre meselesi değil sadece; bir vicdan, bir insanlık meselesi.

