Alanya’da yaşanan büyük orman yangınlarının ardından geriye kalan kül ve sessizlik, sadece doğanın değil, vicdanların da ne kadar yanabileceğini bir kez daha gösterdi. Alanya’daki bu acı tablo karşısında ortaya atılan iyi niyetli bir öneri, hem umut verici hem de tartışmaya açık: ‘’Yanan orman alanlarına meyve ağaçları dikmeli’’. Keçiboynuzu, zeytin, avokado ve incir gibi türlerin yangına karşı daha dirençli olduğu, aynı zamanda bölge üreticisine ekonomik katkı sağlayacağı belirtiliyor. Bu fikir, ilk bakışta hem doğayı hem de insanı gözeten bir çözüm gibi duruyor.

Ancak bu öneri ne kadar iyi niyetle yapılsa da, uzunca bir süreç ve zorlu yola sahip. Ayrıca hantal bürokratik engeller ve yasaların günümüz şartlarına uygun olmayışı karşısında amacına nasıl ulaşacak? Amacına ulaşırsa istismara uğramadan uygulamanın nasıl ilerleyeceği ve sürecin kimler tarafından denetleneceği gibi sorular, işin rengini daha da değiştirmekte.

Türkiye’de orman vasfını kaybetmiş arazi kavramı, ne yazık ki bazı çevrelerce bir rant kapısı olarak görülüyor. Bugün meyve ağacı dikme bahanesiyle tahsis edilen alanların, yarın betonlaşmaya açılmayacağının hiçbir garantisi yok. Geçmişte yaşanan örnekler ortada: yeşil dönüşüm adı altında başlayan projelerin bir kısmı, zamanla turistik tesislere, villalara ve otellere dönüştü. Doğayı koruma iddiasıyla yola çıkıp doğayı yok eden bir anlayış, ne yazık ki hâlâ aramızda dolaşıyor.
Bu yüzden meyve ağacı dikme fikri, ne kadar yerinde olsa da, uygulama sürecinde şeffaflık ve denetim şart. Yerel yönetimlerin bu konuda sorumluluk alması, merkezi otoritenin süreci sıkı takip etmesi ve en önemlisi halkın bilinçli ve takipçi olması gerekiyor. Çünkü doğa, sadece ağaçlardan ibaret değil; doğa aynı zamanda bir yaşam biçimi, bir kültür, bir gelecek. Eğer bu süreci doğru yönetemezsek, doğayı koruma bahanesiyle doğayı kaybetmeye devam ederiz.

Bu günlükte yazımıza; ‘’Yanan ormanlara meyve ağacı dikmek, doğru ellerde bir kurtuluş reçetesi olabilir. Ama bu reçete, yanlış ellerde zehre dönüşebilir. Bu yüzden mesele sadece ağaç dikmek değil; mesele, o ağacın gölgesinde neyin büyüyeceğini iyi bilmektir” diyerek son noktayı koyalım.

Kalın sağlıcakla…