Zaman zaman herkes eskiyi anar, özlem duyduğunu söyler. Eskiler şöyleydi, böyleydi. Çok duyduk. Hatta hiç görmediğimiz dönem met edildiği zaman, keşke o zaman yaşasaydık diye düşündük.
Bugün ise ciddi ciddi geçmişi aradığımızı farketmeye başladık. Geçmiş geçmişte kaldı, aslında çok şey geçmişte kaldı!
Kayıp çocukluk, kayıp gençlik yaşadığımız zamana en yakışan deyim olabilir. Güzellikleri farketmeden büyüyen nesil, onun nasıl bir şey olduğunu bilmeyecek. Güzelliği anlamayan kimse, iyiliği de çözemeyecek. Bencil ve zalim devir planlı bir şekilde kendine benzer bireyler yetiştirmekte.
Adeta uçarak gittiğimiz dede, nine evi artık çocuklara neşeyle kucak açmıyor, çünkü çocuklar bunu zoraki görev olarak görmeye başladı. Sanki içlerinden sevgiye dair büyük bir parçayı kesip almışlar. Tehlike çanları hep kulağı çınlatmaz, bazen sessiz, sinsi davranır.
Sosyal medyada her gün binlerce motivasyon konuşmacısı çıkıyor karşımıza. Resmen benciliğin dersini veriyor gençlere. Neden peki? Bir planın parçası mı, yoksa zamanın kancası mı? Düşünmek gerekir.
Herkes gördüğüne, okuduğuna, duyduğuna kendince anlam verir ama görünen köy kılavuz istemez. Biz sıcak kıtanın, sıcakkanlı insanlarıyız. Düşene el, ağlayana omuz olduk daima. Zalime karşı mazlumun yanında olduk hep.
Ekonomik açıdan da durum çok çok kötü. Maddi ve manevi çöküşü durdurmazsak yakın gelecekte bu günleri bile mumla arayacağız. Vatandaş zor durumda, ve aydın meseledir ki maddi anlamda güçlük çekenlerin başka şey düşünecek mecali olmaz.