Bir otel düşünün yaklaşık 10 bin metrekare büyütülmüş, 220 olan oda sayısı 411’e çıkartılmış. 21 bin 484 metrekare inşaat alanı 32 bin295 metrekareye çıkarılmış kısaca.
Tesise imara aykırılık ve kaçak yapılaşması nedeniyle Alanya 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin ilgili kararıyla “imar kirliliğine neden olmak” suçundan mahkumiyet kararı verilmiş. 4 Şubat 2020’de ruhsatsız faaliyet göstermekten mühürleme süreci başlayan bu otel düne kadar 116 kez mühürlendi. Mühürleme işleminin 31’i, 31 Mart seçimi öncesine ait. O zaman da usulsüz olan işletmedeki durum değişmedi, yani huylu huyundan vazgeçmedi. Mühür kırmayı çelik çomak oynamak sanıyorlar galiba.
Türkiye’de benzerine az rastlanır bir ‘kaçak otel’ ve ‘mühür fekki’ hikayesine tanıklık ediyoruz. Malum otel ruhsatsız olması ve imara aykırılığı gerekçesiyle tam 115 kez mühürlenmiş, ama her defasında mührü kırılıp yeniden işletmeye açılmış. Ve nihayetinde geçtiğimiz günlerde 116. kez mühürlendi.
İşletmeciler ise mağdur olduklarını söylüyor. “Mağduriyet” kelimesi bu hikayede ne kadar ironik duruyor değil mi? Ruhsatı olmayan, defalarca mühürlenmiş, yasal süreçleri yok sayan bir yapı nasıl olur da mağduriyet üretir? Asıl mağdur olan, şehir planlamasına, hukuka ve kurallara uyan diğer işletmeler değil mi? Diğer tesislerin suçu ne, hepsinin bahçesine küçükte olsa yeni bir blok dikilecek alan vardır.
Bu, yıllardır çözülemeyen kaçak yapılaşma kültürünün adeta sembolü. “Nasıl olsa bir yolunu buluruz” anlayışı, ne yazık ki hala bazı kesimlerde geçerli. Zabıta mühürlüyor, belediye suç duyurusunda bulunuyor.
Dile kolay 116 kez mühürlenen bir otelin hala faaliyet gösterebilmesi, sadece bir işletmenin inadı mı, yoksa sistemin bir zaafı mı?
Alanya gibi bir turizm kentinin, denetimlerin ciddiyetini sorgulatacak bu tür olaylarla anılmasını kim ister? Turizmi, imar düzenini, şehir kimliğini korumak için sadece Alanya Belediyesi’nin yüklendiği denetim misyonu, zabıtanın mühürlemesi kafi gelmiyor. Alanya Kaymakamlığı’nın jandarma başta olmak üzere diğer kurumların, Alanya Cumhuriyet Başsavcılığı da elini taşın altına koymalı.
Hatta Kültür ve Turizm Bakanlığı, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın da konuya dahil olmalı. Hem turizm tesisi, hem kaçak yapı var. İşte bu sebeple bakanlıklar ve tüm kurumlar 3 maymunu bir kenara bıraksın. Zaten kötü giden turizm sezonunda bu arsızlıktan kurtulmak için daha ne olmalı? Halbuki mühür fekki başlı başına bir suç.
Mühür Bozma (Fekki) Suçunun Cezası (TCK 203)
5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 203. Maddesi "Kanun veya yetkili makamların emri uyarınca bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için konulan mührü kaldıran veya konuluş amacına aykırı hareket eden kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.
Hüküm açık açık olmasına da mühür kıranlara, kırdırtanlara karşı yasayı uygulayacak kimse yok mu asıl onu merak ediyorum. Her içeri girme mühür fekki suçu, suç işlemekte ısrarcı olmaktır.