Gelişmiş ülkelere baktığımızda ormanların ülke yüzölçümündeki payı hayati bir önem taşıyor; Japonya’da %68, Finlandiya’da %74 ve İsveç’te %69’u bulan bu oran, Türkiye’de ne yazık ki %30 seviyelerinde seyrediyor. İşte bu yüzden ormanlarımızı koruyup büyütmek, sadece bir çevre duyarlılığı değil, doğrudan bir memleket meselesidir. Ancak yakın dönemde, özellikle Akdeniz kuşağımızda yaşanan orman yangınlarının getirdiği ağır fatura yüreğimizi dağlamaya devam ediyor. Yalnızca 2025’in ilk yedi ayında çıkan 4.426 yangında yaklaşık 49.769 hektarlık alan kaybettik; bu da yanan alanların bir önceki yıla göre %81 gibi korkutucu bir oranda arttığını gösteriyor. Antalya’da sadece yedi ayda 540 hektardan fazla orman küle dönerken, Gazipaşa’daki tek bir yangın 367 hektarlık ciğerimizi söküp aldı. İşin acı tarafı, yangınların gerçek faturası sadece yok olan ağaçlarla sınırlı kalmıyor; küllere karışan tarım ve hayvancılık, yıkılan evler, çöken altyapı, ağır darbe alan turizm, yok olan biyolojik çeşitlilik ve yangın söndürme masrafları eklendiğinde milyarlarca liralık uzun vadeli bir yıkımla yüzleşiyoruz. Nitekim devletin sadece 2025 yazında etkilenen illere yaptığı doğrudan ödemelerin bile 128,5 milyon TL'yi bulması, felaketin ekonomik ve ekolojik boyutunu gözler önüne sermeye yetiyor.
Merhum şair Bakiler hatıratında Müsteşarlık ve Müşavirlik yaptığı dönemde ağaç dikilmesini en büyük vatan sevgisi olarak gördüğünü ve milyonlarca ağacın dikilmesine vesile olduğunu anlatmaktadır. İstanbul Fatih’te, Hırka-i Şerif inişinde bir cadde boydan boya yemyeşildir. Birbirinden güzel bu ağaçları diken ise ünlü yazarımız Samiha Ayverdi’dir. Dünyayı birkaç kez dolaşmış olan, merhum yazar ve bilim insanı Orhan Kural hoca birkaç kez davetimiz üzerine Alanya’ya gelmiş ve verdiği konferanslarda bir ağacı korumanın dünyanın en önemli işlerinden birisi olduğunu anlatmıştı. Alanya’nın en kıdemli ve değerli doktorlarından olan, değerli dostum Sayın Dilek Erdem hoca evinin bahçesini ve dostlarının bahçelerini ağaçlarla doldurmakla kalmamış, belediyenin diktiği ağaçlara bile yıllarca gönüllü olarak bakmıştır. Uzun yıllar boyunca Alanya’da onlarca fidan dikme etkinliğini gönüllü olarak organize ettim. Orman yangınlarına Kızılay bünyesinde gönüllü olarak koştum.
Üsküdar Üniversitesi yayınladığı bir yazıda ağaç dikmeye dair hadisleri bu şekilde derlemiştir: ‘Elinizde bir ağaç fidanı varsa, kıyamet kopmaya başlasa bile, eğer onu dikecek kadar vaktiniz varsa, mutlaka dikin. Kim ağaç dikiminde bulunursa, onun için ağaçtan hasıl olan ürün miktarınca Allah sevap yazar. Her kim boş, kuru ve çorak bir yeri ihya edecek olursa, bu amelinden dolayı Allah tarafından mükâfatlandırılır. İnsan ve hayvan ondan faydalandıkça orayı ihya edene sadaka yazılır. Bir kimse bir ağaç dikse, o ağaç meyve verdikçe sevabı ona yazılır. Müslümanlardan bir kimse bir ağaç dikerse, o ağaçtan yenen mahsul mutlaka onun için sadaka olur. Yine o ağaçtan çalınan meyve de o Müslüman için sadaka olur. Kuşların yediği de sadakadır. Herkesin ondan yiyip eksilttiği mahsul da onu diken Müslümanlara ait bir sadakadır. Kişi kabirde bile olsa yedi şeyden meydana gelen sevap devamlı olarak kendisine ulaşır: Öğretilen ilim, halkın yararlanması için akıtılan su, açılan kuyu, dikilmiş ağaç, yapılan mescid, okunmak üzere bağışlanan Kur’an ve ölümünden sonra kendisine dua edecek evlat.’
Bütün bu bilgiler ışığında, ağaç ve orman inancımızın, kültürümüzün, vatanımızın ve milletimizin can damarıdır diyebiliriz. Orman yangınlarına bu pencereden bakarak, insan sağlığının ormanlara bağlı olduğunu unutmayalım. Önümüzdeki hafta ormanların faydalarını ve yangınları önlemeyi konuşmak dileğiyle.