Alanya, geçmişi doğa ile harmanlanmış Yörük kültürünün tüm izlerini taşır. Dağında, bayırında, çayırında, çimeninde bu kültürün nefesi hâlâ hissedilir. Amma velakin, günümüzün betonlaşmış şehir düzeninde doğa giderek zayıf düşmekte; bizler de yeterince vakit ayıramamaktayız. Ekonomik şartlar ve geçim derdi, insanın doğayla buluşmasını engeller hale geldi.
Oysa hafta sonları, çay kenarlarında oturup suyun sesini dinlemek, dağda bayırda yürüyüp nefes almak, çimen üstünde çocuklarımızla oynamak en doğal hakkımızdır. Ne var ki, serbestçe doğayla iştigal edebileceğimiz, ekonomik şartlarımıza uygun, gezip tozup yiyip içebileceğimiz yer bulmak her geçen gün güçleşiyor.
Mevcut kamuya açık sayfiye ve piknik alanları ise artan nüfus karşısında yetersiz kalıyor.
İşte bu nedenle, devlet eliyle Dimçayı başta olmak üzere Alanya’nın batısında, doğusunda ve yaylalarında yeni sayfiye yerleri yapılması elzemdir. Bu alanlar yalnızca bir hizmet değil, aynı zamanda insanların hayatına renk katacak birer sosyal imkân olacaktır.
Tabii ki bunun için planlamada Belediyemize, yerlerin tahsisinde Orman’a, DSİ’ye, Hazine’ye, hatta Karayolları’na kadar birçok kuruma görev düşmektedir. Tahsis edilecek yerlere belediye sosyal tesisler yapabilir; kısmen restoran ve kafeterya, kısmen kır kahvesi, büyük çoğunluğu da açık piknik alanı olarak dizayn edilip halkın hizmetine sunulabilir.
Ancak en önemlisi, halkın istemesi ve mahalle muhtarlarının organize olarak olabilecek yerleri belediyeye iletmesidir. Belediyemiz de parti gözetmeksizin tüm kurumların desteğini alarak bu projeleri hayata geçirmelidir. Çünkü doğa, yalnızca geçmişimizin değil, geleceğimizin de teminatıdır.
Alanya’nın deniziyle, dağıyla, yaylasıyla, kültürüyle bütünleşmiş bu yaşam biçimi, betonun gölgesinde kaybolmamalıdır. Gelin hep beraber, el ele verelim; doğayı yeniden hayatımızın merkezine alalım.
Bu günlükte yazımıza ’’Alanya’da doğa tükenmez, kültür eksilmez; yeter ki biz sahip çıkalım’’ diyerek son noktayı koyalım…

Kalın sağlıcakla…