Yaz mevsiminin kavurucu sıcaklarıyla gelen rehavetin ardından yazılarıma verdiğim birkaç aylık aradan sonra kaleme aldığım bu ilk yazımı, her zaman olduğu gibi önem verdiğim çevreye ayırmak istedim. Çünkü çevre, sadece nefes aldığımız bir alan değil; aynı zamanda geleceğimizin teminatı, yaşamın ta kendisidir.
Alanya’da ve ülke genelinde çevreyle ilgili meseleler o kadar çok ve derin ki, hepsini bir yazıya sığdırmak mümkün değil. Bu nedenle bu yazıda, Alanya ve çevresine hayat veren derelere ve çaylara odaklanmak istiyorum.
Dim Çayı, Oba Çayı, Alara Çayı, Kargı Çayı, Sedre Çayı… Bu irili ufaklı su kaynakları sadece doğanın bir parçası değil; aynı zamanda bölgenin sosyal yaşamını, tarımını ve turizmini besleyen damarları konumundadır. Ne yazık ki, bu damarlar yıllardır süren ilgisizlik ve bakımsızlık nedeniyle tıkanmak üzeredir.
Bugün bu alanlarda karşılaştığımız manzara hiç iç açıcı değil. Çamur tabakaları, kontrolsüzce yayılan sazlıklar ve yosun istilası suyun akışını engellemekte, ekosistemi bozarak boğmaktadır. Bu bozulmayla beraber pis kokular artmakta ve sivrisinek istilasıyla halk sağlığını tehdit eder hale gelmektedir.
Ancak sorun sadece kendi başına oluşan doğal bir sorun değil; insan eliyle büyüyen gün geçtikçe krizle halini alan bir durumla karşı karşıyayız.
Piknik alanlarının ölçüsüz işgali, aşırı betonlaşma ve suya karışan lağım suları, piknikçilerin bıraktığı çöpler, atölyelerin ve depoların artıkları hem ekolojik dengeyi bozuyor hem de yaşam kalitemizi düşürüyor. Ayrıca kamusal alanlar yavaş yavaş amacını yitiriyor, doğa elimizden kayıp gidiyor.
Artık geç olmadan somut adımlar atılmalı. Sorunları sadece konuşmak gündeme getirmek yetmez; çözüm üretmek ve harekete geçmek gerekir.
Başta konunun ana muhatabı Devlet Su İşleri’nin kapasitesi artırılmalı, yerel yönetimlerle etkin işbirliği sağlanmalı.
Kurumlar arasında kopuk olan koordinasyon ivedilikle kurulmalı ve sorumluluk ve yetki alanları tam belirlenmeli.
Özellikle yazın nüfus patlaması yaşayan piknik alanlarına özel kanalizasyon altyapısı kurulmalı.
Su kaynaklarını koruyacak denetimi sağlayacak kolluk kuvvetleri görevlendirilmeli.
Islah ve arınmayı sağlayacak çözüm yolları için öncelikle bilimin ışığında biyolojik ve doğayla uyumlu çözümler tercih edilmeli.
İşin aslına bakarsak; çevre sorunları sadece doğayı değil, insanı, toplumu ve geleceği de doğrudan etkiler. Bu nedenle sessiz kalmak, bu suça ortak olmak demektir. Alanya’nın dereleri sadece su taşımaz; geçmişi, kültürü ve geleceği de taşır.
Bu kaynakları korumak, sadece çevreci bir duruş değil; aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur. Öncelikle bizler bireysel olarak daha sonrada yerel halktan yöneticilere, sivil toplumdan turizm sektörüne kadar herkesin bu konuda elini taşın altına koyması gerekiyor.
Çünkü doğa bize miras değil; emanettir. O emanet gelecek nesillerin hak edilmiş korunarak taşınması gereken en önemli değeridir...
Yazıma “Derelerimiz ve çaylarımızın sessiz çığlığını duyarak. Doğayı koru, korkma ve sessiz kalma.” Diyerek son noktayı koyalım.
Kalın sağlıcakla…