Son zamanlarda karşıma çıkan bazı videolar ve paylaşımlar bana bu yazıyı yazdırdı.
Bir cümle, birkaç madde, bazen birkaç saniyelik bir video…
Bilginin daha çok insana ulaşması elbette kıymetli. İnsanların psikoloji üzerine düşünmesi, kendi duygularını ve ilişkilerini merak etmesi de öyle. Ama izlediğim bazı içeriklerde kendimi hep aynı yerde durup düşünürken buluyorum:
Bir bilgi, ait olduğu yerden çıkarılıp tek başına bırakıldığında hâlâ aynı şeyi mi anlatıyor?
Geçenlerde buna benzer bir tartışma gördüm:
“Danışana su ikram edilmeli mi, edilmemeli mi?”
Başka bir yerde:
“Şöyle davranan kişilerde narsistik özellikler vardır.”
Bir başka paylaşımda:
“Çocuk anneden ayrılamıyorsa ayrışma problemi yaşıyordur.”
Bu tür cümleleri okuyunca insan ister istemez kendi hayatına dönüyor.
“Ben danışanıma su ikram ediyorum, yanlış mı yapıyorum?”
“Eşim de böyle davranıyor. Acaba narsist mi?”
“Çocuğum geçen gün benden ayrılmak istemedi. Bir sorun mu var?”
Oysa insan bu kadar kolay tanımlamalar yapılacak obje değil.
Bir çocuğun annesinden ayrılmak istememesi bazen yaşının doğal bir parçasıdır. Bazen girdiği ortam yenidir. Bazen yorgundur. Bazen daha önce yaşadığı bir ayrılık onu zorlamıştır. Bazen de gerçekten üzerinde durulması gereken bir durum vardır.
Yalnızca “ayrılmak istemedi” bilgisinden yola çıkarak bunların hangisi olduğunu bilemeyiz.
Bir yetişkinin kendisini öne çıkarması, eleştirildiğinde zorlanması ya da zaman zaman karşısındakini yeterince duymaması da tek başına onun kişilik yapısını anlatmaz. Hepimizin zaman zaman gösterdiği davranışlarla, kişinin yaşamının birçok alanında tekrar eden özellikleri aynı şey değildir.
Danışana su ikram edilmesi meselesi de aslında bundan çok farklı değil.
Su bazen yalnızca sudur.
Bazen içinde bulunduğunuz kültürde doğal bir nezakettir. Bazen çalıştığınız kurumun olağan uygulamasıdır. Bazen danışanın o anda gerçekten ihtiyacı vardır. Bazen de ilişkinin içinde başka bir anlam kazanabilir.
Bu nedenle mesele yalnızca “Su verilir mi, verilmez mi?” değildir.
Kimle oluyor?
Hangi koşulda oluyor?
Ne zamandır oluyor?
Kişinin hayatında nasıl bir yere oturuyor?
Yanında başka neler görüyoruz?
Psikolojide bir davranışı görmekle, o davranışın ne anlama geldiğini bilmek aynı şey değildir.

Kısa psikoloji içeriklerinde beni en çok düşündüren noktalardan biri de bu. Bir bilgi, bağlamından ayrıldığında zaman zaman bilgi olmaktan çıkıp kurala dönüşüyor.
“Bunu yapıyorsanız yanlış.”
“Çocuğunuz bunu yapıyorsa sorun var.”
“Partneriniz bunu söylüyorsa ilişkiniz şöyle.”
“Böyle hissediyorsanız sebebi bu.”
İnsan da kendi hayatını bu cümlelerin içine yerleştirmeye çalışıyor.
Oysa hayat çoğu zaman o cümleye sığmıyor.
Bir davranışın öncesi ve sonrası var. Bir ilişkinin geçmişi var. Çocuğun yaşı, mizacı, yaşadıkları var. Yetişkinin yetiştiği aile, içinde bulunduğu koşullar, o gün yaşadığı şeyler var.
Bunların hepsini dışarıda bırakıp tek bir işaretten büyük bir sonuca vardığımızda, anlamaya çalışırken bazen insanın kendisini gözden kaçırıyoruz.
Belki de psikolojiyle ilgili kısa bir cümle okuduğumuzda hemen “Bu doğru mu, yanlış mı?” diye sormak yerine önce şunu düşünmek gerekiyor:
“Bu, hangi durumda ve bağlamda böyle?”
Çünkü insanı birkaç maddede açıklamak mümkün değil.
Bazen tek bir cümle düşünmemize yardımcı olur. Ama bir insanı anlamak için çoğu zaman o cümlenin öncesini, sonrasını ve içinde bulunduğu hayatı da bilmek gerekir.