“Durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak!” diye haykıranlar her devir olmuştur.
Bu ilahi sese kulak verenler için bir etki lazım. Bu etkiyi sağlayacak olan yüce insanların hayatını öğrenmek lazım, dünya makamları olanların değil...
"Rezonans" diyorlar ya, bir yerde titreşim olunca öbür tarafa geçebiliyor; öyle bir şey olabilmesi için sahabenin hayatını öğrenmek lazım.
İşte gerçek imana ermiş olan insanların, İslâm'ı iyi tanıyan insanların, İslâm'ı tanıdığı zaman hayatları değişiyor, hayatlarındaki amaçları değişiyor, çalışmaları değişiyor, çalışmalarının hızı, kuvveti değişiyor.
Eğer bir temsil iddiasında isek bizim de öyle olmamız lazım. Ya olduğumuz gibi görünmeli ya da göründüğümüz gibi olmamız lazım...
...
Nasıl Peygamberimizi son derece ağır baskılar altında tuttukları zaman, hayatına kast ettikleri, öldürmeye kadar vardırdıkları bir toplumda çok ağır baskılar yaptıkları zaman, "Sen bu davadan vazgeç!" diye amcası teklif edince;
"Bir elime Güneş'i, bir elime Ay'ı verseniz, ben bu davamdan vazgeçmem! Hükümdarlık verseniz, hazineler verseniz, başkan yapsanız, her türlü arzumu yerine getirseniz, bu davamdan vazgeçmem! Amca, eğer sen beni bundan sonra himayenden çıkarmak maksadıyla bu sözleri söylüyorsan; hani, 'Evladım, yeğenim, senin yüzünden Kureyş'le başım derde girdi. Seni koruyacağım derken onlarla kötü oluyorum. Artık bu davadan vazgeç! Vazgeçmezsen seni koruyamam!' diyorsan, ben bu davadan vazgeçmem; Allah bana yeter!" dedi, Peygamberimiz.
Ebû Tâlib'in yanından kalkıp gitti. Onun üzerine arkasından Ebû Tâlib seslendi:
"Yeğenim, sen nasıl istersen öyle yap; ben seni hayatım boyunca himaye edeceğim!" dedi.
Kuvvetli, nüfuzlu bir insandı. O varken Peygamberimize dokunamadılar.
Sıkıntı, meşakkat, ölüm korkusu, açlık, çeşit çeşit ıstıraplar çekti, davasından vazgeçmedi...
Yirminci yüzyıldayız. Biz de; "Hayat nedir?" diye kendi kendimize soruyoruz. "Bizi kim yarattı?" diyoruz, "Hayatın amacı nedir?" diyoruz. "Nerden geldik nereye gideceğiz?" diyoruz, "Öldükten sonra ne olacağız?" diyoruz.
Bizim “hayattaki tek amacımız” veteriner olmak, doktor olmak, mühendis olmak, politikacı olmak, asistan olmak, doçent olmak, profesör olmak, zengin olmak, varlıklı olmak, köşk sahibi olmak, arsa sahibi olmak, yazlık kışlık sahibi olmak değil, para kazanmak da değil, rızık aramak da değil.
Çünkü Allah diyor ki;
"Rızkı ben veririm!"
Bu ilahi sözü yeri gelince herkes bilir de söyler de ama belki biz buna tatminkâr bir şekilde kani olmuş değilizdir...
O hakikati anlamış insanların gözünde dünya yok.
Dünya hırsı ile kaplanmış gözlerle bakarsanız onları anlayamazsınız. Onlar ahiret adamı. Onların gönlüne, onların kanına o iman aşılanmış, o iman girmiş. Onlar yirmi birinci yüzyılın müslümanları gibi değil; onlar sahabe...
O aşka sahip olmayınca, üniversitede profesör olmak yetmiyor, imam-hatip okulunu bitirmek yetmiyor, hafız olmak yetmiyor. O aşka sahip olmak lazım...
Birisi ölüyor. Peygamberimiz diyor ki;
"O cehennemliktir!"
Resûlullah'ın hizmetinde bulunmuş, bir dakikalık sohbet etmiş insana biz "sahabi" diyoruz. Onun hizmetinde, sohbetinde bulunmuş birisi ölüyor da Peygamberimiz diyor ki;
"O cenennemliktir!"
"Neden?
"Ganimet malından bir şeyler çalmıştı da ondan. Resûlullah'ın hizmetinde bulunup da hırsızlığı aynı anda götürmek, çok büyük suç. O iman ortamında bu yamuk hareket çok büyük suç!
Onun için onlar kendilerini çok iyi kollamışlar. O’nun sözüne tam uymaya, Allah'ın rızasını kazanmaya çok dikkat etmişler. Bizim gibi değil.
Şimdi bizim kendi İslâmlığımızda, Müslümanlığımızda yamukluklar var. Bizim kafamızdaki İslâm kavramı, İslâm hakkındaki kanaat, bize mahsus bir İslâm.
Benim İslâm anlayışım, senin İslâm anlayışın... Ama o anlayış, asıl İslâm değil. Asıl İslâm; sahabenin İslâm'ı, Peygamberimizin karşısında bulunan insanların İslâm'ı...
Kendi Müslümanlığımızı, İslâm anlayışımızı onlarla mukayese etmezsek onlara eşit hâle getirmezsek, yamuk müslüman olarak kalırız.
Algı ve reklam dünyasında bir süre birilerini kandırırız belki ama üç günlük dünyanın sonu var, hesap var...
İnanmayana zorlama yok, kimsenin kimseye baskı yapmaya hakkı da yok ancak iddianız varsa gerçek bu...
Dost acı söyler ama nerede o dostlar?
Selam olsun gerçek dostlara...