Bir zamanlar tarım ve hayvancılıkta dünyaya örnek gösterilen kendi kendine yetebilen Türkiye, bugün bu alanlarda adeta kendi kendine yabancılaşmış durumda. Üretim maliyetlerinin baş döndürücü artışı, çiftçinin belini büken gübre, ilaç, yem ve tohum fiyatları; akaryakıt ve elektrik gibi temel girdilerdeki sürekli zamlar… Bunların üstüne bir de yıllardır süregelen yanlış üretim politikaları eklenince, ülke genelinde olduğu gibi Alanya’da da üretici nefes alamaz hale geldi.
Ancak mesele yalnızca ekonomik değil. Asıl tehlike, üretim sürecine sızan ahlaki çöküş ve erozyonda yatıyor. Bugün pazarda “bal” diye satılan ürünlerin çoğu glikozdan ibaret. Tereyağı diye soframıza gelen margarin, zeytinyağı etiketi taşıyan karışım yağlar, peynir diye sunulan nişasta ve katkı maddesi yığını… Limonata limon görmeden yapılan üretim, salam ve sucukta etin yerini neyin aldığı artık kimsenin umurunda değil. Saya saya bitmeyecek birçok ürün… Gıda güvenliği, etik üretim ve tüketici sağlığı gibi temel kavramlar, para ve kâr hırsının gölgesinde silinip gidiyor.
Alanya gibi turizmle yaşayan bir şehirde bu durum daha da vahim. Maalesef Kahvaltı tabağındaki sahte bal, pekmez, tahin, tereyağı yerli üreticiye değil, büyük zincirlerin raflarına çalışan aracıya kazandırıyor. Yerel esnaf, ucuz ve hileli ürünlerle rekabet etmek zorunda kalıyor. Bu sadece ekonomik bir sorun değil; Hakkıyla üretmeye ve var olmaya çalışan yerel üretim gücünü bitirdiği gibi yeme içme üzerine olan kültürel miraslarımızda bu sahtekarlık dalgası altında ezilip yok oluyor.
Tüketici olarak bizler de bu çarkın bir parçası olmuşuz haberimiz yok...
Ucuz olanı tercih ettikçe, gerçek üreticiyi değil, sahtekarı ödüllendiriyoruz.
Etiket okumadan alışveriş yapıyor, “yerli” diye sunulan ürünlerin menşeini sorgulamıyoruz. Oysa Bütün Türkiye’de olduğu gibi Alanya’nın bereketli toprakları, Toroslar’ın eteklerinde yetişen doğal katıksız zeytinleri, balı, reçeli, pekmezi, peyniri, yoğurdu, tereyağı ve yaylalarda beslenen hayvanları hâlâ var.
Tek sorun, bu değerleri koruyacak politikanın yetersiz kalması, gereken iradenin ve denetimin eksik olmasından kaynaklanmaktadır.
Bu günlükte yazımıza ‘’Sahtekarlık diz boyu olmuş ahlak erozyona uğramışsa, akıllıca düşünmenin vakti gelmiştir. Alanya’nın yerel üreticisini desteklemek, etik ticareti savunmak ve soframıza gelen her lokmanın hesabını sormak bir vatandaşlık görevi olmalıdır. Çünkü bu şehir, sadece deniziyle kumuyla, güneşiyle değil; toprağıyla, üreticisiyle ve dürüstlüğüyle de yaşamalıdır.’’ diyerek son noktayı koyalım.
Kalın sağlıcakla...