Bazen danışmanlık odasında öyle bir cümle duyarsınız ki, yalnızca o kişinin yaşadıklarını değil, birçok ailenin görünmeyen yarasını anlatır.
Geçtiğimiz günlerde bir danışanım şöyle söyledi:
“Hocam, babam kendi hayatındaki çöküşü bana yıktı. Annemi aldattığını ortaya çıkardığım için bana düşman oldu. Beni reddetti.”
Bu cümlede beni en çok düşündüren şey yalnızca bir babanın eşini aldatması değildi. Asıl üzerinde durulması gereken, bir yetişkinin yaptığı davranışın sonuçlarıyla yüzleşmek yerine, gerçeği ortaya çıkaran çocuğunu suçlu hâline getirmesiydi.
Çünkü bazen insanlar yaptıkları hatadan çok, o hatanın ortaya çıkmasına öfkelenir.
Gerçekle yüzleşmek ağır geldiğinde, insan kendisine bir suçlu arayabilir. “Ben ne yaptım?” diye sormak yerine, “Sen neden söyledin?”, “Sen neden karıştın?”, “Senin yüzünden bunlar oldu” demek daha kolay gelebilir.
Oysa bir gerçeğin ortaya çıkması, o gerçeği yaratmaz.
Bir evlilikte sadakatsizlik yaşandıysa bunun sorumlusu bunu öğrenen çocuk değildir. Aile içinde yıllardır sorunlar varsa bunların sebebi onları dile getiren kişi değildir. Bir yetişkin kendi seçimleri nedeniyle kayıplar yaşamışsa, bu kayıpların sorumluluğunu bir başkasının omuzlarına bırakamaz.
Hele ki o omuzlar kendi çocuğuna aitse…
Çocuk kaç yaşında olursa olsun, anne ve babasının yaşadığı büyük çatışmaların ortasında kaldığında ağır bir duygusal yük taşıyabilir. Bir tarafta annesine duyduğu bağlılık, diğer tarafta babasına duyduğu sevgi… Bir yandan gerçeği bilmenin ağırlığı, diğer yandan “Acaba susmalı mıydım?” düşüncesi…
Ve en tehlikelisi de burada başlar:
Çocuk, yetişkinlerin yaptığı hatanın sorumluluğunu kendi içinde taşımaya başlayabilir.
“Ben söylemeseydim ailemiz dağılmazdı.”
“Ben ortaya çıkarmasaydım bunlar yaşanmazdı.”
“Babam beni reddettiğine göre demek ki yanlış yapan bendim.”
Hayır.
Bir çocuğun gerçeği görmesi, yetişkinin yaptığı davranışın sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Anne-baba olmak yalnızca çocuğun karnını doyurmak, eğitimini sağlamak, ona bir gelecek hazırlamak değildir. Anne-baba olmak aynı zamanda kendi duygularının ve davranışlarının sorumluluğunu taşıyabilecek olgunluğa sahip olmaktır.
Çocuğunuzu kendi evliliğinizin hakemi yapamazsınız.
Onu eşinizle yaşadığınız savaşın tarafı hâline getiremezsiniz.
Kendi öfkenizin, hayal kırıklığınızın, utancınızın ya da yaptığınız yanlışların faturasını ona kesemezsiniz.
Ve en önemlisi, sizi rahatsız eden bir gerçeği söylediği için çocuğunuzu sevginizden mahrum bırakarak cezalandıramazsınız.
Çünkü ebeveyn sevgisi bir ödül-ceza mekanizması olmamalıdır.
“Benim istediğim gibi davranırsan seni severim, beni sorgularsan seni reddederim” mesajı, bir çocuğun yetişkinlik hayatına kadar taşıyabileceği çok ağır bir duygusal mirasa dönüşebilir.
Üstelik bazen çocuklar anne babalarının yaptığı hatayı değil, o hatanın kendilerinde bıraktığı duyguyu yıllarca taşırlar.
Reddedilmişliği…
Değersizliği…
Suçluluğu…
“Babam beni nasıl silebildi?” sorusunu…
Ve yıllar sonra kurdukları ilişkilerde bile aynı korkuyla karşılaşabilirler: “Birinin hoşuna gitmeyen bir gerçeği söylersem beni terk eder mi?”
İşte bu nedenle yetişkinlik yalnızca yaş almak değildir.
Yetişkinlik, kendi seçimlerinin sonucuna sahip çıkabilmektir.
Hata yaptıysanız “Ben yaptım” diyebilmek…
Birini incittiyseniz özür dileyebilmek…
Yanlış bir karar verdiyseniz bunun bedelini başkasına ödetmemek…
Hayatınız dağıldığında bunun sorumlusunu çocuğunuzda aramamak…
Ve gerektiğinde kendi çocuğunuzun karşısında bile “Ben yanlış yaptım” diyebilecek kadar olgun olabilmektir.
Çünkü çocukların anne, babalarından kusursuzluk beklediğini düşünürüz. Oysa çoğu zaman ihtiyaç duydukları şey kusursuz ebeveynler değil; hatasını kabul edebilen, özür dileyebilen ve sorumluluk alabilen ebeveynlerdir.
Her yetişkin hata yapabilir.
Her evlilikte büyük kırılmalar yaşanabilir.
İnsan yanlış seçimler de yapabilir.
Fakat insanın karakterini yalnızca yaptığı hata değil, o hatadan sonra ne yaptığı da gösterir.
Sorumluluğu üstlenmek mi?
Yoksa bir suçlu bulmak mı?
Yüzleşmek mi?
Yoksa gerçeği söyleyeni cezalandırmak mı?
İşte bütün mesele burada.
Bu nedenle anne babalara, eşlere ve aslında bütün yetişkinlere söylemek istediğim bir şey var:
Hayatınızda yaptığınız her şeyin sorumluluğunu alacak olgunlukta olun ki, yaşattığınız hüsranın bedelini bir başkası ödemesin.
Özellikle de çocuklarınız…
Çünkü sizin bugün yüzleşmekten kaçtığınız bir hata, onların yarın iyileştirmeye çalıştığı bir yaraya dönüşebilir.
Unutmayın; çocuklar anne, babalarının hatalarını taşımak için değil, kendi hayatlarını yaşayabilmek için dünyaya gelir.