Son zamanlarda en çok duyduğum cümlelerden biri şu:
“Hocam ben çok öfkeli bir insan oldum.”
Kimse aslında “Ben çok kırgınım” demiyor.
“Çok incindim” demiyor.
“Anlaşılmıyorum” demiyor.
Öfke daha güçlü bir duygu gibi duruyor. Daha sert, daha savunmalı, daha görünür…
Oysa öfke çoğu zaman birincil duygu değildir.
Öfke, altındaki kırgınlığın zırhıdır.
Bir düşünün…
En son ne zaman gerçekten öfkelendiniz?
Bağırdığınız o anın hemen öncesinde hangi duygu vardı?
Değer görmediğinizi mi hissettiniz?
Yok sayıldığınızı mı düşündünüz?
Haksızlığa mı uğradınız?
İnsan tehdit algıladığında bedeni alarma geçer. Kalp hızlanır, ses tonu yükselir, kaslar gerilir. Bu biyolojik sistem bizi korumak için vardır. Öfke aslında hayatta kalma duygusudur. Sınırlarımız ihlal edildiğinde devreye girer.
Sorun öfkenin varlığı değil, yönetilemeyişidir.
Çünkü kontrol edilmeyen öfke en çok en yakınımızdakileri yaralar.
En güvende hissettiğimiz yerde daha hoyrat oluruz.
İş yerinde susup evde patlayan,
dışarıda sakin görünüp içeride biriken o öfke…
Ve sonra şu cümle gelir:
“Ben böyleyim, çabuk sinirlenirim.”
Hayır.
Bu bir karakter özelliği değil, öğrenilmiş bir tepki biçimidir.
Özellikle erkek çocuklarına yıllarca “Ağlama” dedik.
Üzüntüye izin vermedik.
Zayıflık gibi gösterdik.
Ama insanın üzüntüsü çıkamazsa, öfkeye dönüşür.
Öfke çoğu zaman incinmiş bir çocuğun yüksek sesidir.
İlişkilerde en yıkıcı olan şey büyük kavgalar değil; küçük ama sık öfke patlamalarıdır. Sürekli yükselen ses, küçümseyen bakış, sert bir ton… Güven yavaş yavaş aşınır. Partner savunmaya geçer. Kalpler kapanır.
Ve sonra insanlar şunu söyler:
“Biz ne zaman bu kadar uzaklaştık?”
Belki de uzaklaşmadınız.
Sadece konuşamadınız.
Sağlıklı öfke ise bambaşkadır.
“Bu bana iyi gelmedi” diyebilmektir.
Sınır koyabilmektir.
Bağırmadan da güçlü olunabileceğini bilmektir.
Çünkü asıl güç, duyguyu bastırmakta değil; düzenleyebilmektedir.
Bu hafta kendinize şu soruyu sorun:
Gerçekten öfkeli miyim, yoksa incindim mi?
Cevap çoğu zaman düşündüğünüzden daha yumuşaktır.
Ve belki de öfke, bağıran bir duygu değil;
duyulmayı bekleyen bir yaradır.