Bugün bir arkadaşım yanıma geldi. Sana bir şey söyleyeceğim diyerek heyecanla anlatmaya başladı senin yıldız haritana baktırdım. “Bu dönem zor bir eşik varmış,” dedi. “Önünde bir engel görünüyor ama ardından yol açılacakmış.” Bunu öyle bir kesinlikle söyledi ki bir an için "vay başıma gelenler bundan o zaman" dedim.
Çünkü gündelik hayatta hiçbir şey bu kadar açık değildir. Bir işe başlarsın ve sonucunu bilmezsin. Bir başvuru yaparsın, yanıt beklersin. Bir ilişkiyi sürdürürken nereye varacağını kestiremezsin. Çoğu karar netlikten çok ihtimal içerir. Bu durum insanı yorar.
Yaşadıkların bir plana yerleştirildiğinde zihin rahatlar. Engel varsa adı konur, iyi dönem de tarif edilir. Dağınık görünen olaylar anlamlı bir sıraya dizilir. Rastlantılar bir düzenin parçası gibi görünür.
Ancak bu açıklama biçimi başka bir sonuç da doğurabilir. “Önünde bir engel var” düşüncesi yerleştiğinde, yaşanan her gecikme o başlık altında toplanabilir. İş uzadığında sebep olarak o engel görülür. Bir aksilik çıktığında “zaten söylenmişti” denir. Böylece yaşananları çok yönlü değerlendirmek yerine hazır bir çerçeveye sığınma eğilimi oluşur. Kişi kendi tutumunu ve sorumluluğunu incelemekten uzaklaşabilir.
Bu durum çocukluk deneyimini hatırlatır. Çocuk için anne ve baba bilen kişilerdir. Dünyanın kurallarını onlar koyar, tehlikeyi onlar tarif eder. Çocuk onların bilgisine dayanarak hareket eder. Her şeyi anlamak zorunda değildir.
Melanie Klein’ın belirttiği gibi çocuk, dünyayı güven veren ve kaygı uyandıran nesneler üzerinden organize eder. Güven duygusu varsa kaygı azalır. Yetişkinlikte ise bu dışsal güven kaynağı çözülür. Hayatın tüm yönlerini kontrol edemeyeceğimizi fark ederiz. Bu farkındalık kolay taşınmaz.
Zor dönemlerde ruhsal yapı daha erken savunma biçimlerine yönelebilir. Freud’un regresyon olarak tanımladığı durum budur. Belirsizlik arttığında yeniden bir “bilen” arayışı ortaya çıkabilir. Astroloji ya da fal bu noktada kaygıyı düzenleyen bir anlatı sunar. Sağladığı şey kesinlik değil, geçici bir düzen hissidir.
Jung ise sembollerin tümüyle dışlanamayacağını söyler. Ona göre semboller ruhsal süreçleri ifade etmenin bir yoludur. Gezegenler kaderi belirlemez; fakat kişi kendi iç dinamiklerini anlamak için sembolik dili kullanabilir. Harita sonucu bildiren bir metin değil, düşünmeye alan açan bir araç olabilir.
Sorun sembolün varlığı değildir. Sorun, sembolün kararın yerine geçmesidir. Açıklama aracı olmaktan çıkıp yön verici otoriteye dönüştüğünde özne geri çekilir. “Zaten yazılmış” düşüncesi sorumluluğu hafifletir, fakat iradeyi de zayıflatabilir.
Psikanalitik açıdan olgunluk, kesinlik olmadan hareket edebilme kapasitesidir. Bion’un vurguladığı gibi bilmemeye dayanabilmek ruhsal gelişimin göstergelerinden biridir. Engel çıkabilir ya da çıkmayabilir. Başarı da mümkündür, başarısızlık da. Bu ihtimallerle yüzleşerek karar verebilmek yetişkinliğin parçasıdır.
Arkadaşım konuşurken hissettiğim rahatlama insaniydi. Ancak bu rahatlama, bir başkasının benim yerime bilmesi fikrinden kaynaklanıyordu.
Göğe bakmak yanlış değildir. Fakat gökyüzünü karar mercii yapmak başka bir şeydir. Yetişkinlik, sonucu garanti olmadan adım atabilmek ve verdiği kararın sorumluluğunu üstlenebilmektir.