Ülke olarak özellikle son yıllarda, peş peşe afetler ile karşı karşıya kaldık. Orman yangını, sel, tren kazası, otel yangını, depremler ve daha niceleri. Ülke olarak felaketler konusunda ‘Anlık akıllıyız’. Afete müteakip hızlı kararlar verip önlem seferberliğine geçiyoruz. Selden sonra dere yataklarına yapılan evler, işgaller ile gündeme geliyor.
Su baskınlarında mazgallar yeniden temizleniyor, depremlerden sonra yapı güvenliği konusu konuşuluyor, 78 kişinin vefat ettiği yangın sonrası hızlı ve plansız reaksiyonlar ile yönetmelikle çıkartılıyor.
Depremin ardından konutları nerelere inşa etmenin güvenli olduğu konuşulmuştu. Otel yangını sonrası ‘yangına dayanıklı oda kapısı’ akla geldi. Yangın çıkmasa kimsenin aklında değildi, şu an zorunlu ama ortada kapı yok. Kapı karaborsası varken acele ettirmek manasız. Olmayan kapıyı nasıl takacak bu otelci deyince ‘makul süre’ deniyor. Kime göre, ne kadar zaman? Bürokrasi sorumluluktan kaçıyor, topu çevirmeden belediyelerin kucağına atıyor. Belediye ‘olmaz’ derse ayrı sorun ‘olur’ derse apayrı sorun. Olmaz dese otel açılmayacak, olur derse ve bir sorun çıkarsa izni belediye vermiş olacak. İki ucu gül kokulu değnek.
Bürokrasi/valilik insiyatiften uzak durup seçilmiş belediye başkanlarını otelci başta olmak üzere turizm sektörü ile karşı karşıya getiriyor. Olan otelci ile yerel yönetimlere olacak. (Muhalefet yaşayınca tedbirsizlik, iktidarın başına gelince Allah’tan geldi. Hepsi Allah’tan ama tedbirini al diyor mevlam kuluna)