İnsan bazen kendini yasaklarla mücadele ederken güçlü hisseder. “Yapamazsın.” denildiğinde içten içe bir direnç doğar. Sınır koyan ses açıktır; kimden geldiği bellidir. O ses dışarıdadır ve ona karşı çıkmak mümkündür. Otoriterdir ama görünürdür.
Asıl zor olan, neyi sevmen gerektiğini söyleyen sestir. Çünkü o bağırmaz. Buyurmaz. Yasaklamaz. Daha naziktir, daha çağdaştır, daha inceliklidir. Hatta çoğu zaman senin ağzından konuşur. “Sen böylesin.” der. “Sen bunu seversin.” “Bu sana yakışır.”
İşte burada kontrol derinleşir.
Yasak koyan ses davranışı sınırlar. Diğeri arzuyu biçimlendirir. Yasak dışarıdan gelir; arzu içeriden konuşur gibi yapar. Otorite dışarıda durur; totalite içeride yerleşir. İnsan, en çok da burada özgürlüğünü kaybeder. Çünkü davranışını değil, isteğini sorgulamayı bırakır.
“Çok çikolata yeme.” diyen bir uyarı, yalnızca miktarla ilgilidir. Karşı çıkılabilir, pazarlık yapılabilir. Fakat “Sen çikolata seversin.” cümlesi kimliğe sızar. Tercih olmaktan çıkar, tanıma dönüşür. Kişi artık yalnızca çikolata yememektedir; çikolatayı seven biri olmaktadır. Arzu, kimliğin parçası hâline gelir.
Danışanları dinlerken bu ince yer değiştirmeyi sıkça görüyorum. “Ben güçlü kadınları severim.” “Ben kariyer odaklıyım.” “Ben duygusal biri değilim.” Bu cümlelerin bir kısmı gerçekten kişisel deneyimden doğar. Fakat bir kısmı, yıllar içinde içselleştirilmiş beklentilerin yankısıdır. Ailenin, kültürün, sosyal medyanın, onay ihtiyacının ince işlenmiş izleridir.
Günümüz dünyası artık yalnızca yasak koymuyor; kimlik öneriyor. Arzu üretiyor. Beğeni tasarlıyor. Üstelik bunu öyle ustaca yapıyor ki kişi kontrol edildiğini değil, kendisi seçtiğini düşünüyor. En sofistike denetim, fark edilmeden olandır.
Bu nedenle mesele yalnızca “Ne yapıyorum?” sorusu değildir. Asıl soru şudur: “Gerçekten neyi istiyorum?” Ve daha da derini: “Bunu istemeyi kim öğretti?”
Özgürlük bazen sınırları yıkmak değildir. Bazen içimizde konuşan o tanıdık, modern, nazik sesi bir adım geriden dinleyebilmektir. Ona hemen inanmak yerine, mesafe koyabilmektir.
İnsan, kendi arzusuyla karşılaştığında sessizleşir. Çünkü orada ne yasak vardır ne dayatma. Yalnızca sahici bir temas vardır.
Belki de gerçek özgürlük, içimizdeki o sessiz sahibin kim olduğunu fark ettiğimiz anda başlar.