Yarın LGS var.
Bu akşam birçok evde son hazırlıklar yapılıyor olacak. Kalemler hazırlanacak, belgeler kontrol edilecek, belki son kez birkaç konu gözden geçirilecek.
Sınava yaklaştıkça birçok öğrenci biraz daha çalışırsa, biraz daha tekrar yaparsa kendini daha hazır hissedeceğini düşünür.
Oysa sınavın son metresinde belirleyici olan şey çoğu zaman yeni bilgi değil, var olan bilgiyi kullanabilme becerisidir.
Çünkü sınav sırasında öğrencileri zorlayan şey her zaman sorular olmaz.
Bazen asıl zorlayıcı olan, sorulara eşlik eden düşüncelerdir.
Bir soru beklediğinden farklı gelir.
Bir soruda takılırsın.
Zamanın geçtiğini fark edersin.
Zihnin hemen yorum yapmaya başlar.
"Ya yapamazsam?"
"Galiba yetişmeyecek."
"Bu kadar çalıştım ama olmuyor."
İşte sınavın en büyük tuzaklarından biri burada başlar.
Sorularla değil, kendi zihnindeki yorumlarla uğraşmaya başlarsın.
Oysa her soruya fethedilmesi gereken bir rakip gibi yaklaşmak zorunda değilsin.
Bazen onu çözülmeyi bekleyen bir bulmaca gibi görmek daha işe yarar.
Merak duygusu ortaya çıktığında zihnin yeniden çalışmaya başlar.
Her soru aynı hızda çözülmez.
Bazı sorular daha fazla zaman ister.
Bazıları ise beklediğinden daha zor gelir.
Böyle anlarda bir soruda gereğinden fazla kalmak yalnızca zamanı değil, enerjiyi de tüketir.
Çözemediğin bir soruyu geçmek pes etmek değildir.
Bazen gücünü korumanın en iyi yoludur.
Bir başka güç kaybı da geride kalan sorularla uğraşırken yaşanır.
Bir önceki soruda hata yaptığını düşündüğünde zihnin oraya dönüp durmak ister.
Oysa önündeki soruyu çözebilmek için geride kalan soruyu bırakabilmek gerekir.
Bu yüzden her yeni sayfa aslında yeni bir başlangıçtır.
Her yeni soru yeniden odaklanmak için bir fırsattır.
Kafan karıştığında bazen birkaç saniyelik bir duraklama yeterlidir.
Kalemini bırakıp tüm sayfaya göz gezdirmek...
Omuzlarını gevşetmek...
Ellerindeki kalemi ya da silgiyi birkaç saniye sıkıp bırakmak...
Çenende ya da alnında bir gerginlik olup olmadığını fark etmek...
Bunlar küçük şeyler gibi görünür.
Ama ayrıntılarda kaybolan zihin bazen bütünü gördüğünde yeniden toparlanır.
Soruyla mücadele etmek yerine sorunun ne istediğini anlamaya çalışmak da çoğu zaman yeni bir kapı açar.
Çünkü bazen çözüm, daha fazla zorlamakta değil, bakış açısını değiştirebilmektedir.
Sınav sırasında birçok öğrenci fark etmeden sonucunu hesaplamaya başlar.
"Acaba kaç net yaptım?"
"Yetişecek mi?"
"Diğerleri nasıl yapıyordur?"
Oysa bu soruların cevabı sınav devam ederken bilinemez.
Ama önündeki soruya vereceğin cevap tam da o anda senin elindedir.
Yarın sınava girdiğinde bütün sorular kolay gelmeyebilir.
Bir soruda takılabilirsin.
Dikkatin dağılabilir.
Beklemediğin bir soruyla karşılaşabilirsin.
Bunların hiçbiri sınavın kötü geçtiği anlamına gelmez.
Çünkü iyi bir sınav, hiç zorlanmadan çözülen sınav değildir.
Zorlandığında yeniden odaklanabildiğin sınavdır.
Dikkatin dağıldığında tekrar dönebildiğin sınavdır.
Bildiklerini kullanabildiğin sınavdır.
Bu yüzden yarın kendine sadece şunu hatırlat:
"Ben burada savaşmaya değil, bildiklerimi göstermeye geldim."
Sonra yeniden önündeki soruya dön.
Çünkü o anda yapabileceğin en önemli şey budur.