Bazen bir ilişkiyi anlamak için uzun uzun anlatmaya gerek kalmaz. Ortada duran tek bir cümle yeterli olur. Bu cümle çoğu zaman açıkça söylenmez; buna rağmen ilişkiyi yönlendirir.
Şimdi cümleyi düşünelim. Öncesine başka sözler eklenir, sonrasına başka tepkiler gelir:
“Senin için her şeyi yaparım. Beni bırakma. Duydun mu söylediğimi?”
“Hatalarım olsa da beni bırakma. Sensiz yapamam.”
“Ben gitsem bile beni bırakma. Yine de orada mısın?”
Başlangıç değişir, ardından gelen ifade değişir. Ortada duran cümle ise sabit kalır:
“Beni bırakma.”
Bu cümle çoğu zaman gitmeye meyilli birine yönelir. Bazen de kişi, karşısındaki gitmeden önce kendisi geri çekilmeye hazırlanırken kurar bunu. Terk edilme ihtimali belirdiği anda, ilişki bu cümlenin etrafında şekillenmeye başlar.
Ancak mesele yalnızca bu cümle değildir. Farklı biçimlerde ortaya çıkan başka ifadeler de aynı yerden beslenir:
“Beni gör.”
“Bana muhtaç ol.”
“Bana hükmet.”
“Gidiyorum.”
İlk bakışta birbirinden farklı anlamı var gibi... Oysa hepsinin altında benzer bir ihtiyaç var. İlişki içinde yer bulmak, kaybolmamak, görünür kalmak.
Kişi fark etmeden aynı cümleyi farklı insanlara yöneltir. İnsanlar değişir, ilişkiler değişir. Buna rağmen yaşanan duygu tanıdık kalır. Çünkü cümle değişmemiştir.
Kişi kendi cümlesini çoğu zaman doğrudan kendine bakarak fark etmez. Onu, bu cümleyi kurduğu insanlara bakarak fark eder.
Cümle kime gidiyorsa, aslında orayı gösterir.
Acaba senin cümlen ne?
Onu nasıl insanlara kuruyorsun? Kendini nasıl aynaladığının farkındalığına davet olsun bu yazı...