Bir okul saldırısı yaşandığında hep aynı yerden başlıyoruz. “Nasıl oldu?” Ardından hızla “kim suçlu” sorusu geliyor. Bu iki soru cevap arayışını hızlandırsa da çoğu zaman gerçeği daraltıyor. Çünkü bu tür olaylar tek bir nedene bağlanamayacak kadar karmaşık süreçlerin sonucudur.
Eylemi gerçekleştiren kişinin psikolojik dünyası bu tablonun önemli bir parçasıdır. İçsel sıkışma, biriken öfke, değersizlik ya da görünmezlik hissi görmezden gelinemez. Ancak meseleyi yalnızca buraya indirgemek gerçeği eksiltir. Çünkü bu tür bir davranış sadece bireyin içinde oluşmaz; bireyin içinde bulunduğu koşullarla birlikte şekillenir.
Bir çocuk yalnızca kendi iç dünyasının ya da sadece ailesinin ürünü değildir. Aynı zamanda içinde yaşadığı toplumun bir yansımasıdır. Duyduğu dil, gördüğü davranışlar, maruz kaldığı ilişkiler onun dünyayı nasıl anlamlandıracağını belirler. Bu nedenle ortaya çıkan bir şiddet eylemi, yalnızca bireysel bir kırılma değil, daha geniş bir zeminin de izlerini taşır.
Bu noktada karşımıza çok katmanlı bir yapı çıkar. Psikoloji bu katmanlardan yalnızca biridir. Sosyolojik düzeyde aidiyet duygusunun zayıflaması, yalnızlaşma ve dışlanma etkili olabilir. Eğitim açısından öğrencinin kendini görülmüş ve güvende hissedip hissetmediği belirleyicidir. Güvenlik boyutunda mesele yalnızca olay anı değil, olaydan önce fark edilmeyen risk işaretleridir. Medyanın şiddeti nasıl sunduğu ve neyi görünür kıldığı da bu sürecin bir parçasıdır. Ekonomik koşullar ve yaşam fırsatları ise bu yükü artırabilir ya da azaltabilir.
Bununla birlikte, bu tür olayların ardından çocuğun kişisel bilgilerinin detaylı şekilde paylaşılması, neyi anlamaya çalıştığımızı sorgulamamıza neden olmalıdır. Ne giydiği, nasıl davrandığı ya da geçmişte ne yaptığı üzerinden yürütülen tartışmalar çoğu zaman açıklamaktan çok etiketlemeye hizmet eder. Bu yaklaşım, durumu anlamaktan ziyade kişiyi tek başına suçlu haline getirir ve meselenin çok katmanlı yapısını görünmez kılar.
Oysa bu tür bir şiddet, yalnızca bir çocuğun tercihleriyle ya da bireysel özellikleriyle açıklanamaz. Bu davranış, bireysel kırılganlıkların içinde bulunduğu sosyal, eğitsel ve kültürel koşullarla kesiştiği bir noktada ortaya çıkar.
Bir okul saldırısını gerçekten anlamak istiyorsak soruyu değiştirmek gerekir. “Kim yaptı” yerine “hangi koşullar bir araya geldiğinde bu mümkün hale geldi” sorusunu sormak daha açıklayıcıdır. Bu soru yalnızca bir çocuğu değil, o çocuğun içinde var olduğu dünyayı da görmemizi sağlar.
Aksi halde her yeni olaydan sonra aynı tartışmayı tekrar eder, gerçeğin etrafında dolaşmaya devam ederiz.