Çocukluğumuzdan beri bize öğretilen bir şey var: bedenimizin söylediklerini susturmak. Okul sıralarında saatlerce hareketsiz oturduk, acıktığımızda değil zil çaldığında yemek yedik, canımız sıkıldığında kıpırdamayıp “uslu çocuk” olmayı öğrendik. Bedenimizin doğal ritimlerine yabancılaştık, hissetmemeyi alışkanlık haline getirdik. Bugün bir kriz anında donup kalmamız, nefesimizi tutmamız, kıpırdayamamamız bu yüzden. Çünkü kültür bize yıllardır fısıldıyor: “Hareket etme, hissetme.”

Ama beden hiç susmadı. Her nefeste, her kasılmada, her titremede bize kendi dilinde anlatmaya devam etti. Biz onu görmezden geldikçe, o kendini daha derine gömdü. Oysa beden sadece bir taşıyıcı değil; ilişkilerimizin, kültürün, ilk temaslarımızın saklı defteri. Daha kelimeleri bilmeden annemizin yüzündeki gülüşten sevinci, babamızın kucağında güvende olmayı, kaygılı bir bakım verenden içimize sinen tedirginliği öğrendik. Yani hayat önce bedene yazıldı, sonra dile geldi.

Başkasının yüzündeki gülümsemeye karşılık istemsizce gülümsememiz ya da gözyaşını gördüğümüzde içimizde bir sıkışma hissetmemiz boşuna değil. Beynimiz, başkasının yaşadığı şeyi sanki biz de yaşıyormuşuz gibi hisseder. Bu yüzden birbirimize sadece bakmayız; birbirimizin bedeninde yankılanırız. Empati dediğimiz şey zihinden önce bedende başlar.

Beden dediğimiz şey aslında yalnız değil, sürekli ilişkilerin içinde var oluyor. Odadaki ışık, insanların birbirine oturuş mesafesi, karşımızdakinin yüzündeki ifade… Hepsi şu anki bedensel deneyimimizi etkiliyor. Benlik dediğimiz şey de öyle: sabit, kapalı bir çekirdek değil; sürekli başkalarıyla dokunarak, dalgalanarak şekil alan bir süreç. Bedenimizi duymak, aslında başkalarıyla aramızdaki görünmez köprüyü duymak demek.

Bugün bedenini biraz olsun duymaya izin verdiğinde, sadece kendine dönmezsin; aynı zamanda başkalarının bedenini de daha farklı hissedersin. İşte bu yüzden bedenle kurulan bağ, sözcüklerden daha derin bir iyileştirici güce sahiptir.

Şimdi istersen bugün buradan başlayalım. Birkaç dakika kendine ayır. Sessizce otur, nefesini fark et. Derin bir nefes al ve bırak. Omuzlarının ağırlığını hisset, ellerinin sıcaklığını fark et. İçinde belki bir boşluk, belki bir titreşim, belki bir sıkışma var. Onu değiştirmeye çalışma, sadece fark et. Bugün sadece bedeninin sana söylediklerini dinle. Çünkü bedeninle yeniden karşılaşmak, belki de uzun süredir susturduğun kendinle karşılaşmaktır.