Kabul edelim, şehrimizin, bölgemizin ve ülkemizin ithal çöple başı dertte.
Hatay, Mersin ve Adana’daki meslektaşlarım başta olmak üzere bir çok bilim insanı, çevre gönüllüsü ve siyasetçi bu konuyu bir süredir yüksek sesle dillendiriyorlar.
Bu kadar önemli bir konu Alanya’da ise maalesef sadece 3 haftadır tartışılıyor.
Deniz yüzeyindeki kirliliği videoya çekip yayınlayan vatandaşlar ve habere konu eden dijital medya yayıncıları ortada bir sorun olduğunu belirtirken, sorunun nedeni ve çözümüne ilişkin daha yerel bir bakış açısı ortaya koydular.
Bazı yayıncılar Alanya Belediyesi’ni suçlayarak, “Belediyenin deniz yüzeyi temizleme aracı Wasdettin denize inse ortalık pirüpak olacak” diyordu.
Bazı yayıncılar ise yeterli olmadığını iddia ettikleri arıtmalar ve denize kirlilik taşıdığını ileri sürdükleri dereleri suçluyordu. Kimileri ise çöpünü gelişi güzel atan insanlardan şikayet ediyordu.
Evet, hepsi deniz kirliliğinin nedeni olabilirdi.
Ancak sorunun kaynağı yanlış tespit edilmişti. Asıl neden Adana ve Mersin’de faaliyet gösteren plastik geri dönüşüm tesislerinin çevreye saçtığı mikroplastik artığıydı. Yani, sorun yerel yönetimlerinin bir eksikliğinden ziyade merkezi hükümetin bir tercihine dayanıyordu.
Peki bu tercih neydi? 2018 yılında Çin, geri dönüşüm oranı düşük plastik ithalatını yasaklıyor. Türkiye bunu bir fırsat olarak görüyor. Plastik geri dönüşümünde gaza basılıyor. Plastikte geri dönüşüm oranı düşük, yüksek; ne olursan ol gel, dönemi başlıyor.
Eurostat verilerine göre 2015 – 2025 döneminde Avrupa’nın çöpü en çok Türkiye’ye gelmiş. Ülkemize ithal edilen çöp miktarı yıllık 7 milyon ton ile 15 milyon ton arasında değişiyor ve giderek artıyor. İkinci sıradaki Hindistan azami 4 milyon ton civarında. Yani, Avrupa’nın çöplüğü olmuşuz. Asıl problem bu...
Buna karşın, yerel siyasetçiler ağız birliği yapmış gibi davranıp yüzey kirliliğinden söz etmemeye çalışıyorlar.
Sonunda Alanya Belediyesi bir araştırma yaptırdı. 2018 yılından beri Adana-Mersin bölgesinde bilimsel çalışma yapan Prof. Dr. Sedat Gündoğan’ı Alanya’ya davet edip bir rapor hazırlamasını istedi. Prof. Gündoğan, Avrupa basının da çalışmalarına takip ettiği, sıklıkla görüşlerine başvurduğu önemli bir isim.
Prof. Gündoğan tarafından Alanya kıyılarında yapılan araştırmada, bazı bölgelerdeki mikroplastik kirliliğinin Akdeniz ortalamasının 60 ila 65 katına ulaştığı belirlendi. Açıklamada, kirliliğin büyük bölümünün plastik geri dönüşüm tesislerinden kaynaklandığı, denetimlerin artırılmaması halinde deniz ekosistemi ve turizmin ciddi risk altında olduğu uyarısında bulundu.
Bilimin yüzümüze vurduğu bu gerçek karşısında kimi sudan çıkmış balık gibi oldu, kimi anlamazdan geldi.
Antalya Valiliği konuya duyarsız kalmadı. Doğu Akdeniz'den gelen Levant akıntısının, bölgedeki kirliliği Antalya kıyılarına taşıdığına dikkat çeken Antalya Valisi "Bu sadece Antalya'nın meselesi değil ve Antalya'nın tek başına çözebileceği bir konu da değil. Bütün kurumları harekete geçirdik. COP31'de de bu konunun uluslararası boyutunu dünya gündemine taşıyacağız" dedi.
Öte yandan, Çevre Bakanlığı bazı geri dönüşüm firmalarına ciddi miktarda ceza yazdığını duyurdu. Ancak, yazılan ceza miktarı onlar için çerez parası bile değil.
Çözüm mü? Mersin ve Adana Limanlarından yurda ithal edilen, kayıtlı ve kayıtsız yaklaşık 140 tesiste işlenen çöpün endüstriye kazandırılamayan kısımlarının doğaya gelişi güzel bırakılması önlenmeli. Yurt dışından ülkemize çöp ithalatına derhal son verilmeli. Bu kadar basit.
Yazıyı bir ironi ile bitirmek isterim. İthal çöp kıyılarımızı istila edince ortaya çıkan kirli görüntüden en çok Avrupalı turistler şikayetçi oldu. Darısı Ülkemizin merkezi ve yerel yöneticilerine…