“Bu dünyaya, yemeğin pişmesini, bebeğin doğmasını, çamaşırların kurumasını beklerken, çamaşırların kuruduğunu, yemeğin piştiğini ve bebeğin doğduğunu yazan bir kadının gelmesini diliyorum. Ayrıca bunları yaparken aklına mukayyet olmasını istiyorum. Ayrıca bebeğe de iyi bakmasını diliyorum. Sıkıntılardan bir ev kurup ayakta tutmasını istiyorum. Bir gün bu olacak.” Didem Madak

Anneler günü hepimiz annemiz için duygularımızı paylaştığımız bir gün oldu. Bir de karantina günleri eklenince bu duruma paylaşımlar daha çok resimler ve sözcükler ile aktarıldı. Sarılmanın, ziyaretin yerini özlem dolu cümleler aldı. Şuan bizi biz yapan annemizdir. Anne olmanın verdiği sıfatı üzerinde farklı şekilde taşıyan kadınlar için annelik kutsal ifadesi ile anne olmayı düşünmeyen bir kadına ya da bunu biyolojik olarak da yaşayamayacak bir kadına, bu yıl dünya ruh sağlığı gününe denk gelen anneler gününde nasıl bir psikolojik baskı yaptığımızın farkında mıyız? Biraz da yok saydığımız zihnimizin arka taraflarında olanları hatırlayalım. Anne olmanın içgüdüsel olduğu da o kadar kabul görüyor ki, aslında felsefe içgüdünün hayvanlara özgü bir kavram olduğunu belirtir. Düşünen varlıkların dürtüsel davranışları vardır, insan da düşünen bir varlık olduğuna göre dürtüsel davranışları vardır diyerek açıklar felsefe. Davranış kuramları da “anne olma”nın dürtüsel davranışlar ile öğrenildiğini ifade eder. Klein kuramına da bakınca nesne ilişkisi üzerinden bağ kurma olarak, annenin iyi nesne sunması çocuğun güvenli bağ kurmasını sağlar, kötü nesne sunması da çocuğun saldırgan, pasif sağlıklı olmayan bağ kurmasını sağlar der. Anne bizi biz yapandır. Annenin “Anne Yarası” varsa bugünkü biz de anne yarası içinde olabiliriz. Ataerkil kültürlerden bu yana, nesilden nesile geçmiş, anneannelerimizden annelerimize, onlardan bizlere aktarılan, yani kişinin annesinin soyundan gelen bir yara var, ingilizcede “mother wound” deniliyor, Türkçeye de “anne yarası” olarak çevirdiğimiz bir kavram bu. Kız çocuğunun doğduğu andan itibaren, yıllar boyunca, annesi problemli bir çocukluk, genç kızlık, evlilik geçirmişse, bilinçsizce annesinin inançlarını, davranışlarını, mutsuzluğunu algılayıp, yaşamını bu inançlara göre yaşaması, anneyi sürekli memnun edilmesi gereken bir nesne olarak görmesi ve kişinin hayatında şifalanamaması olarak açıklayabilirim kısaca. Annesinin “ben yeterince iyi değilim” inancını sezen kız çocuğu, bu duyguyu içselleştirdiğinde annesi tarafından onaylanır fakat kendi potansiyeline ihanet ettiğinden kendini suçlu, güçsüz, değersiz gibi duygu durumlarını tekrarlayarak yaşar. Annesinin “ben yeterince iyi değilim” inancını hissedip içselleştirmeyen ve kendi gücünü ve potansiyelini onaylayan kız çocuğu ise sırf benliğini onayladığı için annesi tarafından reddedileceğini zanneder. Onun sevgisini ve onayını kaybetmek istemediğinden, duygusal anlamda “hayatta kalabilmek” için de bu kısıtlamaları içselleştirip annesine olan bağlılığını fazlasıyla ortaya dökmek zorunda hisseder ve kendi potansiyelini yaşayamaz. Bu duygularla yüzleşmeyip, halı altına saklayıp, ilişkilerinde hiçbir pürüz yokmuş gibi devam eden kız çocukları da büyüdüklerinde kendileriyle tam anlamıyla tanışmamış, keşfetmemiş ve gerçeğin güzelliğiyle karşılaşmamış oluyorlar.
Gerçek şu ki hiçbir çocuk annesini kurtaramaz. Hiçbir çocuk annesinin kayıplarından, tavizlerinden, ona aktarılan bilinçten sorumlu değildir.

Annelik kutsal bir görevdir mottosuyla aile yapısı içinde annenin birey olduğu, ihtiyaçlarının olduğu ve kendisine de zaman ayırması gerektiği yok sayılıyor. Günlük hayatın temposu içinde her şeye yetişmeye çalışan anne, yetersiz hissedebiliyor ve bu yetersizlik hissi anne için endişe ortaya çıkarıp çocuklarına yansıyabiliyor. Aynı durum, baba için de geçerli elbette. Her iki ebeveyn de çocuğun erken çocukluk döneminden başlayarak, gelişim süreçlerinde ne kadar etkili olabileceğinin farkında olmalıdır. Anne de, baba da tüm bu süreçlerde birer birey olduklarını hatırlayıp hem bireysel hem de eş rolündeki ihtiyaçlarını karşılamanın yollarını aramalılardır. Kolay olmadığını öngörsem de, ebeveyn rolündeki herkesin çocuğunu yetiştirme sürecinde çocuğuna gösterdiği ilgi ve özen, kendi hayatlarına verdikleri özen ile dengeli yürütülmelidir. Bu anneler gününde her anne ya da baba, kendine ne kadar bilinçli bir ebeveyn olduğunu sormalarını ve düşünmelerini istiyorum. Sevgili biyolojik olan, olmayan tüm annelerin anneler gününü kutluyorum. Ebeveyn olmak çocuk ile birlikte öğrenilecek ve çocuğunuz da çocuk olabilmeyi sizler ile öğrendiği zaman ebeveyn - çocuk yolculuğu keyifli geçecektir…