“Nişan yüzüğü takmak kolaydır; önemli olan o yüzüğün temsil ettiği sorumluluğu taşıyabilmektir.”
Günümüzde birçok genç çift evlilik yolunda ilk ciddi adımlarını atarken nişanlılık dönemini çoğunlukla düğün hazırlıkları, alışverişler, ailelerin tanışması ve gelecek planlarıyla geçiriyor. Oysa nişanlılık, yalnızca iki insanın evlenmeye karar verdiği bir dönem değildir. Aynı zamanda iki farklı hayatın, iki farklı aile kültürünün, iki farklı karakterin ortak bir yaşam kurmaya ne kadar hazır olduğunu anlamaya çalıştığı önemli bir süreçtir.
Peki, nişanlı çiftler birbirlerini gerçekten ne kadar tanıyor?
Sevdiğimiz insanın yalnızca güzel yönlerini mi görüyoruz, yoksa zor zamanlardaki davranışlarını da tanımaya çalışıyor muyuz? Birbirimize duyduğumuz sevgi, anlaşamadığımız konuları görmezden gelmemize mi neden oluyor?

Unutmamak gerekir ki evlilik yalnızca sevgiyle sürdürülebilen bir birliktelik değildir. Sevginin yanında saygı, güven, sorumluluk, empati, sadakat ve sağlıklı iletişim de gerekir.
Nişanlılık döneminde en sık karşılaşılan sorunlardan biri, çiftlerin birbirlerini oldukları gibi görmek yerine evlendikten sonra değişeceklerine inanmalarıdır. “Evlendikten sonra düzelir”, “Zamanla alışır”, “Ben onu değiştiririm” düşüncesiyle görmezden gelinen davranışlar, evlilikte daha büyük sorunlara dönüşebilir.
Oysa nişanlılık, karşımızdaki insanı değiştirmeye çalışacağımız değil, onunla bir hayatı paylaşıp paylaşamayacağımızı değerlendireceğimiz dönemdir.
Bir başka önemli konu ise ailelerin ilişkiye müdahalesidir. Nişanlılıkla birlikte yalnızca iki insan değil, iki aile de birbirini tanımaya başlar. Ancak burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir sınır vardır: Aileler evliliğe destek olmalı, evliliği yönetmeye çalışmamalıdır.
Bazen nişanlılık sürecinde yaşanan anlaşmazlıkların temelinde çiftlerin kendi kararlarını verememesi, ailelerin beklentileri arasında sıkışması ve birbirlerine karşı açık bir duruş sergileyememesi vardır. Henüz evlenmeden kendi ilişkilerinin sınırlarını belirleyemeyen çiftler, evlendikten sonra da benzer sorunlarla karşılaşabilirler.
Nişanlılık döneminde konuşulması gereken pek çok konu vardır. Ekonomik sorumluluklar nasıl paylaşılacak? Çalışma hayatına nasıl bakılıyor? Çocuk sahibi olmak isteniyor mu? Ailelerle ilişkiler nasıl sürdürülecek? Anlaşmazlık yaşandığında nasıl davranılıyor? Kıskançlık ve özel alan konusunda beklentiler neler?
Bu soruların cevaplarını bilmeden yalnızca birbirimizi sevdiğimiz için evliliğe hazır olduğumuzu düşünmek, ileride hayal kırıklıklarına neden olabilir.
Özellikle bir noktaya dikkat çekmek istiyorum: Nişanlılık döneminde yaşanan saygısızlık, baskı, tehdit, aşırı kontrol ve aşağılayıcı davranışlar sevginin göstergesi olarak değerlendirilmemelidir. Bir insanın sizi sevmesi, hayatınızı kontrol etme hakkı olduğu anlamına gelmez.
Evlilik öncesinde görülen ciddi sorunları, nişanın bozulmasından ya da çevrenin ne söyleyeceğinden korkarak görmezden gelmek doğru değildir. Çünkü nişanlılık bir mecburiyet değil, karşılıklı değerlendirme sürecidir. İki insanın birbirine uygun olmadığını fark etmesi başarısızlık değildir. Bazen zamanında alınan bir karar, yıllarca sürecek mutsuzlukların önüne geçebilir.

Toplumumuzda nişanın bozulması hâlâ bazı aileler tarafından büyük bir sorun olarak görülebiliyor. “El âlem ne der?”, “Bu kadar masraf yapıldı”, “Artık geri dönüş olmaz” düşünceleriyle gençler istemedikleri bir evliliğe yönlendirilebiliyor.
Oysa asıl sorulması gereken soru şudur: Bir insanın hayat boyu mutsuz olma ihtimali mi daha önemlidir, yoksa toplumun birkaç gün konuşacak olması mı?
Nişanlılık, birbirimizin kusursuz olduğunu kanıtlama dönemi değildir. Farklılıklarımızı görme, beklentilerimizi konuşma, sorunları nasıl çözdüğümüzü anlama ve birlikte bir gelecek kurup kuramayacağımıza karar verme dönemidir.

Çünkü evlilikte önemli olan yalnızca aynı eve girmek değil, aynı hayatın sorumluluğunu birlikte taşıyabilmektir.
Unutmayalım, iyi bir evlilik güzel bir düğünle değil, birbirini tanıyan, anlayan ve ortak yaşamın sorumluluğunu üstlenmeye hazır iki insanla başlar.
Ve belki de nişanlılık döneminde kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur:
“Ben bu insanla yalnızca mutlu günlerimi değil, hayatın zor günlerini de paylaşabilir miyim?”