Bir ilişkiye başlarken çoğu zaman kendimize ilk sorduğumuz soru “Onu seviyor muyum?” olur. Peki, kaçımız “Bu insanla aynı hayatı paylaşabilir miyim? Hayata bakış açımız, beklentilerimiz ve değerlerimiz ne kadar örtüşüyor?” diye düşünüyoruz?
Çünkü bir ilişkiye başlamak için sevgi önemli olsa da o ilişkiyi sürdürebilmek için sevgi tek başına yeterli olmayabilir. İşte tam da burada karşımıza önemli bir kavram çıkıyor: İlişkide denklik.
Denklik denildiğinde çoğumuzun aklına eğitim, ekonomik durum, kültür ve sosyal statü gelir. Elbette bunlar önemlidir. Ancak gerçek denklik yalnızca aynı eğitim seviyesinde olmak ya da benzer ekonomik şartlara sahip olmak değildir. Asıl mesele hayata bakış açılarımızın, sorumluluk anlayışımızın ve duygusal olgunluğumuzun ne kadar uyumlu olduğudur.

Bir düşünün...
Bir taraf geleceğini planlarken diğeri günübirlik yaşıyorsa, biri sorunları konuşarak çözmeye çalışırken diğeri sürekli kaçıyorsa, biri ilişkiye emek verirken diğeri bütün sorumluluğu karşı tarafa bırakıyorsa o ilişkide zamanla sevginin yerini yorgunluk alabilir.
Çünkü bazen insanı yoran sevgisizlik değil, sevdiği insanla aynı noktada buluşamamaktır.
İlişkilerde en önemli denkliklerden biri de duygusal olgunluktur. Bir taraf hatalarını kabul edip sorumluluk alırken diğer taraf sürekli kendini haklı çıkarmaya çalışıyorsa sağlıklı bir denge kurmak zorlaşır.

Bir süre sonra taraflardan biri yalnızca eş ya da partner olmaktan çıkar; sürekli anlayan, alttan alan, açıklayan ve ilişkiyi ayakta tutmaya çalışan kişi hâline gelir.
Oysa bir ilişkide kimse diğerinin ebeveyni olmak zorunda değildir.
Elbette farklı eğitim seviyelerine, kültürlere ve ekonomik imkânlara sahip insanlar da mutlu bir birliktelik yaşayabilir. Önemli olan bu farklılıkların birbirini küçümseme, üstünlük kurma ya da değersiz hissettirme aracına dönüşmemesidir.

Denklik, iki insanın aynı olması değil, birbirine eşit değer verebilmesidir.
Bugün pek çok ilişkide “Birbirimizi seviyoruz, gerisi önemli değil” düşüncesiyle hareket ediliyor. Oysa evlilik yalnızca güzel günleri paylaşmak değildir. Zorluklarla mücadele etmek, ortak kararlar almak, sorumlulukları paylaşmak ve gerektiğinde birbirinin yanında durabilmektir.
Bu nedenle bir ilişkiye başlarken yalnızca kalbimizin ne söylediğine değil, karşımızdaki insanın hayata karşı duruşuna da bakmalıyız.
Unutmayalım ki sevgi iki insanı bir araya getirebilir. Ancak o ilişkiyi ayakta tutan karşılıklı saygı, güven, uyum ve emektir.
Belki de asıl mesele birbirimizi ne kadar sevdiğimiz değil, birlikte bir hayatı ne kadar taşıyabildiğimizdir.

Ve kendimize şu soruyu sormalıyız:
“Sevdiğim insanla aynı hayatı mı kuruyoruz, yoksa aynı ilişkinin içinde farklı hayatlar mı yaşıyoruz?”