Sabah uyandığımda, içimde hafif bir ağırlık hissederim bazen. Günün yükünü tek başıma taşımam gerektiğini sanırım. Oysa bir an durup bedenime kulak verdiğimde, gerçeğin bundan çok farklı olduğunu fark ederim. Güç, yalnız olmak değildir. Korkusuz olmak, üzülmemek ya da her şeyi başarmak zorunda da değilim. Gerçek güç, desteklendiğimi bilmek, ihtiyaç duyduğumda bir yardıma uzanabilmekten gelir.
Bazen birinin arkamda olduğunu hissederim, bazen hissetmem. Hissetmediğimde, bu boşluğu bir başkasıyla doldurmak isterim. Oysa zamanla anladım ki, birine tutunmakla birine bağımlı olmak arasında ince bir çizgi var. Eğer hep dışarıdan bir destek ararsam, kendi bedenimin taşıyıcılığını unutabilirim.
O yüzden artık sadece zihnimle değil, bedenimle de destek bulmayı öğreniyorum. Somatik olarak, yani bedensel farkındalıkla nasıl desteklendiğimi hissediyorum.
Şimdi bir an duruyorum. Ayak tabanlarımı yere hissediyorum. Ağırlığımın nasıl dağıldığını fark ediyorum. Omurgamı dikleştiriyorum, sırtımın güçlü yapısını hatırlıyorum. Ellerimi sırtıma koyuyorum, avuçlarımın sıcaklığını hissediyorum. Kendime kendi desteğimi veriyorum.
Sonra bir ağaç buluyorum. Gövdesine yaslanıyorum. Ağacın köklerini hayal ediyorum; toprağın derinliklerine uzanmış, sağlam, güçlü. Onun sağlamlığını bedenimde hissediyorum. Ağacın beni taşıdığı gibi, bedenimin de beni taşıdığını fark ediyorum.
Biliyorum ki, her zaman bir yerlerde bir destek var. Bazen bir dostun sesinde, bazen bir ağacın gölgesinde, bazen de sadece kendi içimde. Tek başıma olmak zorunda değilim ama birine tutunmadan da ayakta kalabilirim. Çünkü güç, sadece kimin arkanda olduğuyla değil, gerektiğinde kendi bedenine yaslanabilmekle de ilgilidir. Tıpkı varoluşçu kuramcısı Irvin Yalom’un dediği gibi: “Yaşamda hiç kimse için nihai bir sığınak yoktur; herkes kendi varoluşsal yalnızlığının sorumluluğunu almak zorundadır.” Kendinize “arkamda kim olursa olsun, en nihayetinde kendi varoluşumun yükünü taşımak bana ait” olduğunu hatırlatma dileğiyle...